Maruf

MAZLUMLAR İÇİN YENİDEN İSLAM MEDENİYETİ

Bir Müslüman olarak, İslam Medeniyeti’nin yeniden dünyaya çeki-düzen vermesini istiyorsak, her birimizin üzerine üç boyutlu/aşamalı bir vazife düşmektedir. Bu vazife tam anlamıyla yerine getirilmediği müddetçe dünya, Müslümanların arzuladığı bir dünya asla olmayacaktır. Tabiri caizse, üç sac ayağı üzerine kurulu olduğunu düşündüğüm İslam Medeniyeti’nin yeniden ayağa kalkabilmesi için, her Müslümana bu üç ayağın da ikame edilebilmesi için mücadele etmek dini bir sorumluluktur. Zira bundan birinin eksik olması halinde diğer iki ayağın varlığı, beklenen dünya düzeninin oluşması açısından fazla bir anlam taşımayacaktır.

İslam Medeniyeti’nin teşekkülü için bu üç boyutlu/aşamalı hedefi şu şekilde özetlemek mümkün olabilir:

1- Her Müslümanın, inançtan ahlaka, ibadetten tüketim alışkanlığına kadar, GERÇEK BİR MÜSLÜMAN DURUŞUNA SAHİP OLMASI için mikro planda mücadele etmek.

2- Tüm Müslüman toplumların, aileden ticarete, eğitimden siyasete, GERÇEK BİR İSLAM TOPLUM MODELİNE KAVUŞMASI için orta ölçekte mücadele etmek.

3- İslam Medeniyeti’nin varlık bulması ve kendi nizam-ı alemini oluşturmasının önündeki ULUSLARARASI TÜM ENGELLERİN KALDIRILMASI için makro planda mücadele etmek.

Batı medeniyetinin şekillendirdiği mevcut dünya düzeninin yerine, Müslümanların insanca ve MÜSLÜMANCA yaşayabilecekleri yeni bir dünya düzeninin oluşabilmesi için bu üç görevin birini diğerinden ayırmadan, “biri olmasa da olur” demeden çalışmak gerekmektedir. Hatta bu hedeflerden biri diğerine engel oluyor ise bilinmelidir ki, ciddi bir yanlış içine düşülmüştür. Çünkü bu üç hedef, birbirinin mütemmimi (tamamlayıcısı) durumundadır. Ne yazık ki günümüz İslam dünyasının kahir ekseriyetinin bu külli bakıştan oldukça uzak olduğunu görmekteyiz. Körün fili tarifi gibi, İslam’ı ibadetten, ahlaktan veya bazı toplumsal hükümlerden ibaret görmek kasır bir bakış açısıdır. Hem ülkemizde hem de diğer İslam toplumlarında çok sayıda fert, cemaat, tarikat, dini fraksiyonun bu bakış açısına sahip olduğu görülmektedir. Örneğin düne kadar milyonlarca mensubu/muhibbi olan bir hocaefendinin, İslam’ın devlete/dünya düzenine taalluk eden hükümlerinin yüzde beş bile olmadığını, bu hükümler uygulanmasa bile İslam adına büyük bir eksikliğin olmadığını savunduğunu bir çoğumuz hatırlamaktayız. Yine Hint alt kıtasında meşv u nema bulan ve günümüzde milyonlarca mensubu bulunan bir cemaatin lideri, “mehdinin elinin kulağında olduğunu, bize düşenin dindar fertler yetiştirip onun gelişine hazırlamak olduğunu, hatta ülkenizi işgal edip canınıza ve malımıza tasallut eden zalimlerle bile mücadele etmenin dinen doğru olmadığını savunduğu, çoğumuzun bildiği bir gerçektir. Yine Arabistan menşe’li “oy vermek haramdır” deyip mevcut düzenin değişmesi için hiçbir gayret içine girmeyen selefi bakış açısına sahip milyonlarca Müslümanın mevcudiyeti ortadadır. Ülkemizde hala sırf bir Kur’an kursu daha yaptırmak için veya kendilerinden bir milletvekilini meclise göndermek için İslam karşıtı partilere, Allah rızası için oy veren milyonlarca hacı, hoca, abid, zahid, derviş bulmak mümkündür.

Birinci veya ikinci hedefi gerçekleştirmek için üçüncü hedefi yok saymak, farkında olalım veya olmayalım ilk iki hedefin de dumura uğraması demektir. Bir medeniyet tasavvuru olmayan, dünya ölçeğinde hedefi bulunmayan bir Müslümanın aslında mevcut dünya düzeninin destekçisi ve vebal ortağı olduğunu bilmek gerekir. Zira örneğini verdiğimiz bu dini oluşumların hiçbirisi mevcut batılı dünya düzeni için bir tehdit değildir. Hatta bu oluşumların batılı güçler tarafından doğrudan veya dolaylı olarak desteklendiği, dünyada yayılmaları için her türlü maddi-manevi katkı sunduklarını aşikardır. Çünkü bu oluşumlar batılı hedeflere hizmet etmekte, onların asla yapamayacağı şeyleri onlar adına başarılı şekilde yapabilmektedir. Örneğin Suriye’de mehdi bekleyenlerin ölen her çocuğun katline dahil olduğu, Mısır’da oy vermek haramdır deyip siyasi mücadele içine girmeyen tüm selefilerin Sisi’ye güç kattıkları, ülkemizde yıllarda sağdan-soldan Batıcı partilere küçük hesaplarla oy veren, oy verilmesi için dini jargonları kullanan irili ufaklı sayısız  dini oluşumun hem Türkiye’deki hem de tüm İslam dünyasındaki mazlumların vebaline ortak oldukları nasıl inkar edilebilir. Dindar bireyler yetiştirmek için batıldan/batıdan yana olmak, güzel Kur’an okuyan talebeler yetiştirmek için, “Kur’an’da günümüzde uygulanabilecek kaç tane ayet var ki?” diyerek İslam’ın çağdışı olduğunu açıkça dile getiren  bir adama oy vermeyi tecviz etmek, bilinmelidir ki, yapılan tüm hizmet ve gayretleri iki cihanda berheva edecektir. Allahu a’lem, vesselam…

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Bir Cevap Yazın