Maruf

Ya Rabbî, benim maksadım yalnız Sensin

Murat

Murat

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
İnsan, âciz demektir. Hangi uzvumuza, hangi tabiat şartlarına, neye hâkimiz? Her işimizde her an, Allahü teâlânın yardımına muhtacız. Evliya zatlar, gafletten uzaktır, Allahü teâlâyı bir an unutmazlar. Bizler hatırlamakta zorluk çeksek de, namazda bile unutsak da, eğer yaptığımız iş, Rabbimizin rızasına uygun olursa, Cenab-ı Hak, her an kendisini hatırlamış gibi bize sevab veriyor. Onun rızasının dışında yapılacak her iş, felakettir. Çünkü bir iş, ya Onun rızasına uygundur veya nefsimizin arzusuna göre yapılmıştır. Başka türlü olmaz. İnsan, ya Cennete veya Cehenneme gidecektir. Allahü teâlâ, kendi rızası için yapılan işler için Cenneti, nefsanî işler için Cehennemi yaratmıştır.

İnsanın bir işi, bir ibadeti ne maksatla yaptığı, dışarıdan bakmakla anlaşılmaz. (Allahü teâlâ, sizin şeklinize, görünüşünüze ve mallarınıza değil, kalblerinize ve amellerinize, o işi ne niyetle yaptığınıza bakar) hadis-i şerifinde, yapılan işin değil, o işi yapmaktaki maksadın önemi bildiriliyor. Cihad bile olsa, ne niyetle yapıldığı önemlidir. Nitekim bir savaşta, (Filan kahraman önüne gelen düşmanı öldürüyor, çok güzel cihad ediyor) dedikleri zaman, Resulullah efendimiz, (O münafıktır) buyurmuştur. O kişi, dünyalık için savaşıyormuş. Yaralanınca, yanına gelenler, (Çok büyük cihad yaptın, üzülme!) dediklerinde, (Ben cihaddan anlamam. Bunlar gelip bizim mallarımızı, hurmalıklarımızı almasın diye savaştım) diyor. Bu da gösteriyor ki, Allahü teâlâ dilerse, faciri de, kâfiri de bu dine hizmet ettirir. Dolayısıyla, her işte, her zaman, korku ve endişe içinde olmalıyız. Bir kişi, en büyük cihad içinde olsa da, işi garantilemiş olamaz. Çünkü kul, Allahü teâlâya layık ibadet edemez, işlerinde bozukluk olabilir. Bunun için, Peygamber efendimiz, (İbadet et, cihad yap, namaz kıl, ne yaparsan yap, arkasından hemen tevbe istiğfar et!) buyuruyor. Çünkü nefs, azıp kudurabilir.

Büyük bir zata, (Efendim, nefsinizi ezip terbiye ettiğiniz hâlde, niçin hâlâ nefsle uğraşıyorsunuz?) diye sorulunca, (Bu nefis, ölünceye kadar insanın peşini bırakmaz. Yetmiş yıl itaat eder, yetmiş birinci yılda, iki saniyede adamı mahveder. Bir ucub, bir kibir, onun işini bitirebilir. Bu bakımdan nefis başıboş bırakılmaya gelmez) buyurur.

Müslümanın gayesi

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Bir işin sonunda Allahü teâlânın rızası yoksa, bu iş niye yapılır ve niye birbirine bu tavsiye edilir ki? Çünkü bu tavsiye, (Burada bir yük var, al bu yükü şuraya taşı!) demek gibidir. Yani (Dünyayı bir yerden al, öteki uca koy!) demektir. Buna heves edenin ömrü hep taşımakla, yani hamallıkla geçer. Çünkü Allah için olmayan yük, hamallıktır, fakat (Bir yük var, al bunu âhirete götür!) denirse, o işe bin can feda olsun! Peki, bir işin âhirete gitmesi kolay mı? Âhirete gitmesinin şartı, Allah için yapmaktır. Gidecek yük, Onun kullarına iyilik etmektir. En büyük iyilikse, dünyada ve âhirette rahat, huzur içinde yaşamaları için, onlara Ehl-i sünnet itikadını ulaştırmaktır. Bu yük zahmetli olsa da, neticesi rahmettir.

Allahü teâlâ, bir kulunu severse, ona hayırlı bir iş nasip eder. Burada hayırlı işten maksat, mesleğin iyi olması değil, Allah’ın dinine hizmet etme imkânı olmasıdır. Hangi işte hizmet imkânı varsa, o iş hayırlı olur. Hizmette de tek gaye, Onun rızasını kazanmak olmalı. Onun emir ve yasaklarına, önce kendimiz uymalıyız. Sonra Onun kullarının da, bu nimete kavuşması için, bu büyüklerin bildirdiği şekilde, dinimizi onlara ulaştırmalıyız. Bunu yaparken, musibet, sıkıntı çok olur, bunlara da sabretmeye çalışmalı. Niyetimiz almak değil, vermek olmalı. Biz Allah’ın kullarına nasıl muamele edersek, Allahü teâlâ da, bize öyle muamele eder. Zaman; affetmek, iyilik etmek ve acımak zamanıdır. Öfkelenmek zamanı değildir. Ateşe gidene öfkelenmek mi gerekir, yoksa acımak mı? (Ben bu dini, sabır ve merhametle yaydım) hadis-i şerifi, bu işin önemini bildirmektedir. Mahlûklar içinde Allah’a en yakın olan, insanın kalbidir. Günahkâr hattâ kâfir olsa da, kalb kırmaktan çok sakınmalı. Rabbimizi en çok inciten şeylerin ilki küfür, ikincisi kalb kırmaktır.

Geçici rütbeler, kimseyi kandırmamalı. Aksi hâlde her şey biter. Biz henüz yolcuyuz. Aslî vatana öldükten sonra kavuşacağız. Sonsuz saadet orada başlayacak. Allahü teâlâ, herkesin ameline, ihlâsına göre, orada da rütbeler, köşkler verecektir. Müminin tek gayesi Allah rızası olmalı ve (İlahî ente maksûdî ve rızâke matlûbî) demeli. Bu, (Ya Rabbî, benim maksadım yalnız Sensin. Senin rızana kavuşmaktan başka hiçbir hedefim yoktur) demektir.

Bu Paylaşımı Beğen
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Bir Cevap Yazın