Maruf

HAYÂ ve HAYAT

Hayâ, “utanma, çekinme, âr, edep manalarına gelen bir tabirdir. Allah korkusuyla günahtan kaçınmaktır.O’na olan sevgi ve saygının da dışa vurumudur.
Hayâ, insana fazilet yollarını gösterir. Edep ve hayâdan mahrum insanlar için”edep ya hu” denir.
Niye böyle.?
Çünkü, insan her türlü iğrenç işe girişir. Yaptığı işlerden hicap duymayan, üzüntü haletine kapılmayan
insanı ahlâk ve fazilet yollarında arındırmak bu tezkiye ocağında pişirmek zordur.
Hayâ kelimesi ile hayat kelimesinin ünsiyeti vardır. İkisi de dirilik ve canlılık anlamını verir. Fiziksel olarak insanın hayati unsuru vucuttaki can, damardaki kandır. O yüzden sufi geleneğinde nefis için de tanım yapılırken bu anlam verilmiştir. Kan damarları çatladığında ve önlem alınmadığında hayat sona ererse, manevi canlılık olan hayâ yani âr damarları çatladığında insan manen yitiktir, bitiktir. Yoksun bir canlı halinde kalp dünyası adeta küllenmiş kararmaya yüz tutmuştur.
Bunun en güzel örneklerini kerim kitabımız hayat rehberimiz Kur’an’ı Kerim’de bulmamız mümkündür.
Hz. Musa Mısır’ı terkederken muhtemel otuz yaşlarında idi. O, son derece asabi, öfkeli bir mizaca sahip, hadiseler karşısında ani tepki gösteren, haksızlığa dayanamayan bir yapıya sahipti.
Yedi sekiz günlük yolculuktan sonra Medyen şehrine varmıştı. Medyen suyunun başında itişip kakışan bir çok insanın, hayvanlarını suladıklarını gördü. Onların gerisinde de diğerlerinin hayvanlarına karışmasın diye hayvanlarını meneden iki kız gördü.Hz. Musa onlara :
“niçin hayvanlarınızı suya bırakmıyorsunuz”dediğinde
“çobanlar sulayıp çekilmeden biz onları içine sokulup hayvanlarımızı sulayamayız. Babamız da çok yaşlı bir adamdır.”dediler.
Burada kadın ve erkeğin birbirine karışacağı böyle kalabalık yerlerde, kadını geri durmaya sevk eden hayâ duygusudur.
Müfessir Alusi buradan hareketle gerektiğinde yabancı bir kadınla konuşmanın caiz olduğuna delildir.”Zira biçarelere yardımcı olmada bir mahzur yoktur” der.
Yorgun ve bitkin olan hz. Musa bu manzara karşısında bütün acılarını bir yana bırakarak hayvanlarını suladı ve kimse ona mani olmadı. Çünkü onda karşı konulamıyacak güç ve cesaret gördüler.
Bundan sonra gölgeye çekildi. “Rabbim! dedi.” bana vereceğin her hayra muhtacım.” Diye dua etti.
Kızlar, koyunlarını sulayıp, erkenden dönüp olan biteni babalarına anlattılar.
“Derken o iki kızdan biri, utana utana yürüyerek ona geldi. “Babam sizi çağırıyor, bizim için yaptığınız işin ücretini verecek”. Dedi.
Hz. Musa başından geçen hikayeyi anlatırken o kızlardan biri “Babacığım, bunu bize çoban tut. Çünkü ücretle tuttuklarının en hayırlısı budur, cesaretli hem de güvenilir” dedi.
” Bunu nereden biliyorsun? Dedi babası.
“Çağırmak için ona varıp seslendiğimde kafasını kaldırdı ve kadın olduğumu anlayınca, başını önüne eğdi, bir daha kaldırmadı. “ücret için babam sizi çağırıyor” deyince de ayağa kalktı ve sonra bana:”arkamdan yürü!
Yolu göster.” dedi.
Bu ayetler ve tefsirler ışığında Kur’an’da hayâ kavramının;iffet ve terbiye gereği utanma gibi anlamlarıda içerdiği görülür ve topluma hayat verdiği pekâla anlaşılır.
Bu duygu fıtridir. Farklı kültür ve milletlerde çeşitlilik arz etse de temelde, hayâ insana bahşedilmiş mevhibedir, ziynettir.