Maruf

“iyiliğe” kapı aralamak…

“Taraf olmayan bertaraf olur.”
İman etmiş bir kimse olarak, atılabilecek en radikal adımı atmış bulunuyoruz. Allah’ın haricinde ilah olarak iddia sahibi tüm varlıkları elinin tersiyle itmek!.. Yani “İman etmek!”. Allah’a ve O’nun prensiplerine iman ederek aslında şunu demiş oluruz: -Ey batıl düzen ve sistemlerin kurucuları ve onların sevdalıları! Biz sizin inandığınız değerlere itibar etmiyoruz. Bizim tüm hücrelerimizle kabullendiğimiz ve iliklerimize kadar muhabbetini ve inancının lezzetini duyduğumuz varlık Allah’tır. Onun sistem ve nizamı, bizi biz etmektedir. O’ndan kopmak bizim maneviyat DNA’mızı bozar. Biz, biz olmaktan çıkarız.
Bizi biz yapan değerlere sahip çıkmak, bu değerlerle var olmak ve yaşamak, hayatımızın anlamıdır. Bizim bu değerleri benimsediğimizin en bariz göstergelerinden birisi ise; eşimize, dostumuza ve çevremizdeki insanlara anlatabilmek, öğretebilmek ve sevdirebilmektir. Ne pahasına olursa olsun anlatabilmektir. Kınanma pahasına dahi olsa edeb-i kemâl ile bu güzelliği sunmaktır insanlığın hizmetine..
İnanan insanlar olarak öncelikle ve bilhassa birbirimize hakkı ve hakikati anlatabilmeliyiz. Muhabbetle, sevgiyle, aşkla sunmalıyız. Yüksünmeden, sıkılmadan, üşenmeden, bıkmadan tebliğimize devam etmeliyiz.
Ayet-i kerimeye dikkat edecek olursak;

وقال تعالى: { وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ }

“İnanan erkekler ve kadınlar, birbirlerinin velisidirler. İyiliği emreder, kötülükten menederler.” (Tevbe sûresi, 9/71.) buyrulmaktadır.

Kâinatın sultanı (sallallahu aleyhi ve sellem), bizlere tebliğin gerekliliğini ifade buyurmuşlardır. İyiliği ve kötülüğü tebliğ etmeden, kaygısız, endişesiz bir müslüman olmanın doğru olmadığını bizlere öğretmişlerdir. Hatta tasasız, dertsiz bir müslümana ihtarda bulunmuşlar ve bir hadiste şöyle buyurmuşlardır:

الْعاشرُ : عَنْ حذيفةَ رضي اللَّه عنه أَنَّ النبي صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قال : « والَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَتَأْمُرُنَّ بالْمعرُوفِ ، ولَتَنْهَوُنَّ عَنِ المُنْكَرِ ، أَوْ لَيُوشِكَنَّ اللَّه أَنْ يَبْعثَ عَلَيْكمْ عِقَاباً مِنْهُ ، ثُمَّ تَدْعُونَهُ فَلاَ يُسْتَجابُ لَكُمْ » رواه الترمذي وقال : حديثٌ حسنٌ .

Huzeyfe radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Canımı gücü ve kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, ya iyilikleri emreder ve kötülüklerden nehyedersiniz, ya da Allah kendi katından yakın zamanda üzerinize bir azab gönderir. Sonra Allah’a yalvarıp dua edersiniz ama duanız kabul edilmez.” (Tirmizî, Fiten 9.)

Allah’ım,
Bizleri gerçek iman edenlerden eyle!
Mü’minleri ibrbirlerine veli eyle!
Mü’minleri birbirlerine düşürme!
Bizleri İslam için dertli olanlardan eyle!
Kötülükten uzak duran ve insanları bundan men edenlerden eyle!
“İyi” olan ve iyiliği (Ma’ruf’u) anlatanlardan eyle!
Habibinin (s.a.v.) izinden gidenlerden eyle!
Dualarımızı kabul eyle!
Âdem POLAT 15.01.2014 Çarşamba

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Bir Cevap Yazın