Maruf

Peygamber Sevgisi

Büşra Yıldırım

Büşra Yıldırım

Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

Osmanlı’da Peygamber Sevgisinin Göstergelerinden Şemâil-i Şerif ve Hilye-i Şerif

Ahzâb sûresi 21. ayet-i kerime de لقد كان لكم في رسول الله اسوة حسنة لمن كان يرجو الله واليوم الآخر وذكر الله كثيراً ‘ Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman ve Allah’ı çok anan kimseler için, Allah’ın elçisinde size güzel bir örnek vardır.’ buyrulduğu üzere her bir müslümanın örnek alacağı yegane kişi Allah Resûlü’dür. O’nun giyim-kuşamını, yaşam tarzını, nasıl yiyip içtiğini, konuşmasını, ağlamasını, ibadetini, Hz. Âişe annemizin buyurduğu üzere Kur’ân olan ahlâkını…

Günümüz siyer kitapları genel olarak Efendimiz’in (s.a.s) hayatındaki önemli olayları, vahiy sürecini, seriyye ve gazvelerini ele alır. Kaynaklarımıza dönüp baktığımızda ise Resul-i Ekrem’in beşeri yönünü, dış görünüşünü, özel hayatını ve ahlakını ele alan eserler, ‘şemail’ türü olarak hadis ve siyer literatüründe ayrı bir yer tutmaktadır. Tirmizî’nin Şemâil-i Nebeviyye’si bu alanda yazılmış en önemli eserlerdendir. İstanbul kadısı ve Rumeli kazaskeri Dede Mehmed Efendi’nin el-vesiletü’l uzmâ fî şemâili’l-Mustafâ hayrü’l-verâ’sı ve Osmanlı âlimi Molla Halîl Siirdî’nin Mahsûlü’l-mevâhibi’l-ehadiyye fi’l-hasâis ve’ş-şemâ’ili’l-Ahmediyye’si bize Osmanlı’da şemâil-i şeriflere verilen önemi göstermektedir. Osmanlı’da ‘siyer’, tarih ilminden ziyade edebiyat içinde yer almıştır. Sadece şemail tarzındaki eserler değil ahmediyyeler, mirac hadisesinin anlatan miraciyyeler ve Hz.Peygamber’in doğumunu anlatan mevlid tarzındaki eserler de Osmanlı ulemasının ve halkının Peygamber Efendimiz’e (s.a.s) olan sevgilerini göstermektedir. Allah Resûlünü sevdiğimizi söylüyoruz, fakat O’nu ne kadar tanıyoruz hiç düşündük mü? Nitekim birini sevmek için onu tanımak lazımdır. Osmanlı uleması ve halkı da bu kaide gereğince ve Allah Resûlü’nü tanıyıp O’na olan sevgilerini diri tutmak ve O’nu kendilerine kılavuz edinmek için bu eserlere önem vermiştir.

Osmanlı döneminde Peygamber sevgisi öyle bir hâl almıştır ki edebiyattan, musikiye her alanda kendini göstermiştir. Bu sevginin izdüşümlerinden biri olarak da hat ve tezhip sanatıyla beraber gelişen hilye-i şerifler hasıl olmuştur. İslâm düşüncesinde herhangi bir kişiyi putlaştırmaktan kaçınmanın getirdiği anlayış dolayısıyla, ilk defa Hafız Osman tarafından Hz. Peygamber’in yazıyla resmi manasına gelen hilye-i şerifler kaleme alınmıştır. Hâfız Osman, hilye için bir kalıb geliştirmeden önce katlanarak göğüs cebinde taşınabilecek boyda ve yalnız nesih hattıyla Türkçe meâlli hilyeler yazmıştır. Peygamber Efendimiz’e olan sevgi ve hilyesine duyulan saygıdan dolayı Osmanlı evlerinden saraylarına kadar pek çok yerde bu hilyelere rastlanırdı. Bir diğer sebep, salavat getirerek Allah Resûlü’nü anmamız ve O’nun şefaatine nail olmayı istememiz gibi Resûl-i Ekrem’in mübarek vücudunu tasvir eden hilye-i şerifleri evlerde bulundurarak da her an O’nu anmak,sevgisine ve şefaatine nail olmayı istemek olabilir. Bu tarz hilyelerin yazılması ise sadece Osmanlılara has bir özelliktir. Peki, Osmanlının vârisi olarak bizler bu geleneğe ne kadar sahip çıkmaktayız?

Yaygın olan hilye-i şerifin tercümesi ise şu şekildedir.
“Hz. Ali Resûl-i Ekrem’i şöyle tavsif ederdi: Peygamber efendimiz ne çok uzun ne de çok kısa idi; o kavminin orta boylusu idi. Saçları ne kıvırcık ne de dümdüzdü; hafifçe dalgalı idi. Yüzü hafif değirmi ve dolgunca idi. Yüzünün rengi pembebeyaz, gözleri siyah, kirpikleri sık ve uzun, kemiklerinin eklem yerleriyle omuz başları irice idi. Vücudu kılsız olup sadece göğsünden göbeğine doğru inen ince bir tüy şeridi vardı. El ve ayak parmakları kalınca idi. Yürürken meyilli ve engebeli bir yerde yürürcesine ayaklarını sürtmeden sertçe kaldırır ve adımlarını uzunca atardı. Bir kimseye baktığı zaman yalnızca başını çevirerek değil bütün vücudu ile o tarafa yönelirdi. Sırtında iki kürek kemiği arasında peygamberler zincirinin son halkası olduğunu gösteren nübüvvet mührü vardı. İnsanların en cömerdi, en doğru sözlüsü, en yumuşak huylusu ve en arkadaş canlısı idi. Kendisini ilk defa görenler onun mehâbeti karşısında sarsılırlar, fakat dostluk kurup sohbetinde bulunanlar onu çok severlerdi. Efendimizi övmek isteyen kimse, ‘Ben ondan önce ve sonra eşini benzerini görmedim’ derdi. Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun!”.

Kaynakça: İslâm Ansiklopedisi/hilye maddesi/M. Uğur Derman

Rukiye Oğuzay/Şemâil Literatürünün Muhtevası ve Değişimi/Yüksek Lisans Tezi

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
Peygamber Sevgisi - 14 Mart 2017
Derdimiz Kadar İnsanız! - 22 Şubat 2017
Zaman Affetme Zamanı - 11 Ocak 2017
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Bir Cevap Yazın