Maruf

Ölümü hatırlayış!..

Orhan Tuna

Orhan Tuna

Rabbim Allah c.c Peygamberim Muhammed Mustafa s.a.v Kitabım Kur'an-ı Kerim
  • Yunus Emre lisanından-Ölüm fikri, insanın, hiç şüphesiz en temel düşünceleri arasında yer alır. Hasret, korku, pişmanlık, keder, ıstırap gibi menfî ruh hâlleri çok zaman ölüm endişesiyle birlikte anlam kazanır.

Ölümün hakikatini bilen kullara göre ise ölüm bir sevincin, bir bahtiyarlığın, bir vuslat ve visalin başlangıcı; Cemal’e ve Didar’a açılan bir kapıdır… Bu kapının eşiğine varmayı arzulayan kullar, hani şu Bizim Yunus gibi erenler için duygular bir medd ü cezir halidir ki, hayat ile ölüm arasında şimşek hızıyla gelir, gider, telvine bulaşır, ha demeden hayran olur…

Yunus bir yiğit adamdır ki herkes gibi ona da ölüm ezelde takdir olunmuştur ve mahlûkatın küllisi gibi o dahi fani olduğunu bilir. Dizeleri arasında sık sık söylediği gibi ölüm, sürekli hayatın başlangıcı, fanilikten ebedîliğe açılan bir kapıdır. Yaşanmaması mümkün olmayan bir serüvendir ve hayat başladığı anda ilerlemeye, tik-tak demeye başlar. “Her nefis ölümü tadacaktır” kuralına ittibaen dünya bir ulu şar, ömür de bir tez pazardan ibaret olmak zorundadır. Müminin bilmesi gerekir ki hayır-şer yazılacak, ömür ipi üzülecek ve suretler hep bozulacaktır. O halde canı verip-alanı tanımak gerekir. “Bu cân sana bâkî kalmaz, anda varan geri gelmez / Yunus, kim öldürür seni, veren alır yine canı.”

Efendiler Efendisi’nin sözüyle “Ölüm insana vaiz olarak yeter.” Yunus diliyle de mal, mülk ne kadar çok olsa yine elden çıkar. Çünkü ölümlü dünya bir pazardır ki orada canlar satılmaktadır. Diyelim ki, “Berk yapıştın şol dünyaya, koyup gitmeyesin gibi / Karanu yalınız sinde, varıp yatmayasın gibi”; ne çare, “Günde birin gide durur, komşun sefer ede durur / Ecel bir bir yuda durur, bu dünyaya mağrur nedir”. Kişi diyebiliyorsa ki, “Benim bunda kararım yok, ben bunda gitmeye geldim / Bezirgânım metâım çok, alana satmaya geldim” o halde şu prensipleri akılda tutmak zorundadır: “Ey dostunu düşman tutan, gıybet yalan söz söyleme / Bunda gammazlık eyleyen, anda yeri dar olusar”. Daha da güzeli şöyledir: “Namazı kıl zikreyle, elin götür şükreyle / Öleceğin fikreyle, tur erte namazına (sabah namazına kalk)”.

Ölümün ilk durağı kabre çıkar. Kabir, zahirde bir tükeniş ve bir son; bâtında ise bir diriliş ve bir başlangıçtır. Bedenler, kabirde bir taş yastığa baş koyup yatmaktadır, kemikler ve etler sızlamaya başlamıştır. Sorular ve cevaplar ile bir imtihandır başlar: Rabbin kim? Kitabın hangisi? Zamanını nasıl harcadın? Evlâtların, malların vs. vs… “Soru hesap olmayısar, dünya âhiret koyana / Münker Nekir ne sorar, tek olucak cümle murâd”. Artık kişi gerçekten ameli ile baş başadır; dostları, akrabaları, evlâtları onu kara toprağa koymuşlar ve âdeta kaçarcasına da başından uzaklaşmışlardır. Hoca talkını verip gitmiştir. Ölen, başını mezar tahtasına vurmuş, dünyadan göçtüğünü anlamıştır. Çok geçmeden sorular başlar. Bu sorulara samimî verilmiş cevaplar yoksa, zorlu bir fırtına koptu demektir. Yok eğer kişi sözünde doğrulardan ise bu başlangıç bir esenlik, bir huzurdur. Bu hâl kıyamete dek sürer ve “Bu şardan üç yol çıkar, biri cennet biri nâr / Birisinin arzusu maksûd didâra benzer”. O günde, iyi amellere şiddetle ihtiyaç olduğu da kesindir: “Bir hastaya vardın ise, bir içim su verdin ise / Yarın anda karşı gele, Hakk şarabın içmiş gibi”.

Ahiret yolculuğu iki ayrı kapıya açılır. İyiler ve kötüler, amellerinin veriliş biçimine göre Sırat köprüsünden itibaren ayrılırlar. İyiler için cennet, zalimler için de cehennem yolun sonudur. Yunus değiliz ki “Cennet cennet dedikleri birkaç köşkle birkaç huri / İsteyene ver onları bana Seni gerek Seni” diyebilelim de cennetten geçelim; ah keşke!.. Ne yazık ki biz cennete muhtacız. Bunun için namazımız, niyazımızın yetmeyeceğini de biliyoruz; çok çalışmak, çok çok çalışmak ve ölmeden evvel yine çok çalışmak zorundayız. Ve Allah’a yarayışlı güzel şeyler yapmak… Bu dahi aşk ile olur. Aşk var ise gerisi kolaydır. Çünkü “Mânâ eri bu yolda melûl olası değil / Mânâ duyan gönüller, hergiz ölesi değil”dir. Bunun adına hem dünya, hem de ahiret tasarrufu diyorlar; yoksa bedenin öleceğinden hiç endişe duyulmasın: “Âşık öldü deyu salâ verirler / Ölen hayvan imiş âşıklar ölmez.”

İnanıyoruz ki ölüm bir güzellik, bir başlangıçtır. Dirilmek için ölmeye muhtacız. O halde mezar taşlarındaki “ah mine’l-mevt (Ah ölümden!)” ibarelerini belki “ah ile’l-mevt (Ah ölüme!)” diye değiştirtecek bir hayat gerekiyor bize. Ölümden sonrası için umudumuz, korkumuzdan öndedir elhamdülillah!..

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. metin yazan dedi ki:

    ÖLÜM- VUSLAT IN BAŞLANGICIDIR…BU DÜNYA DA Ö LMEDEN -ÖLÜNÜZ DİYE UYARAN AYETE GÖRE YAŞAMALIYIZ..NEFS VE HEVESLERİMİZE GEM VURMAK , VUSLAT A KOLAYCA ULAŞAB,İLMENİN İLKİDİR…

BİR YORUM YAZ

Bir Cevap Yazın