Maruf

Ne yaşarsa insan, ağırlığını kendi bilir…

Levvame

Levvame

Sana en başında ne sırlar deyivermiş idik, sana bura celal tarlasıdır geçiver dedik, burada fazla kalınmaz dedik, belaya hem muhattap hem teşnesin geçiver dedik, imdi gene deriz; Burası Levvame Kapısıdır...

Hiçbir cümle yoktur aslında, tarifsizdir. Ne yaşarsa insan, ağırlığını kendi bilir. İçinde darmadağın, tek başına hiçbir anlam ifade etmeyen kelimelerden birkaçını seçer de anlatmaya çalışır. Anlamaya çalışır aynı zamanda. Yanıp kavrulur, kalbine doğru ağır ağır inen gözyaşları ile yıkamaya çalışır birbirine karışmış heceleri. Yıkayıp çıkarabildiklerini dile getirmeye çalışır, okur, işitir, anlayabildikleri yine üç beş manalı ya da manasız cümleden ibaret kalır. Ve bazen öyle zamanları olur ki insanın hayatta, o içinde karmaşa içindeki harfleri yan yana koyar da tek bir sözcük birleştirip dökemez dudaklarından. Yaşadığının ağırlığını kendisinden başka tartamaz kimse. Anlayamaz…
Bir yaşayan bilir kendi içinde taşıdığı yükün ağırlığını, birde Yaşatan. Hayat Veren. Hayatındakileri Veren. Sahibim dediklerinin Sahibi, benim dediğin her şeyin Sahibi, Sen ben diye var olduğumuz Âlemin içindeki Âlemin Sahibi… Âlemlerin Sahibi…
Anlamaz seni senden ve seni sen edenden başka hiç kimse. Hem uğraşma boşuna anlatamazsın. Diz çökersin öyle taşıyamazsın ya hani, üzülme…; tek bir cümle dahi toparlayıp dökemesen de dilinden, hatta tek bir harf çıkaramasan da o derin karmaşa içinden, seni Anlayan Biri var. Konuşama. Çöktüğün dizlerin üstünde ağla sadece hiç bir şey yapma. İçindeki her şeyi okuyan biri var. Sen bebektin de bir zamanlar acıkıp ağlardın hani, bağırırdın avazın çıktığı kadar da anlardı ya annen seni, İşte öyle bir şey. Hayatta başına gelenleri anlatmak için cümle kelime arama Hayatı Yaratanın huzurunda. Çevrene bak. Binlerce hayat başlarken binlercesi son buluyor. Mevsimlere bak. Sonbahar Yazı öldürüyor ilkbahar kışı. Karanlık güneşi öldürüyor, güneş geceyi. Baştan aşağı fani ile dolu şu dünya hayatında üzüldüklerinde ölüyor, sevindiklerinde. Kaç yaşında olursan ol dönüp geriye baktığında aklında kalan üç beş kareden başka bir şey değil. Üstündeki emanet giydiğin et kemik yığınının yükünü taşıyan ayakların evet, ama seni ayakta tutan o emaneti sana veren ALLAH. O Allah ki sana verdiği yüreğin ne kadar ağırlık taşıyabileceğini bilir. Ne zaman dizlerinin üzerine düşeceğini, kanayan dizlerinin acısına ne kadar dayanabileceğini bilir. Sen Şah damarının nerede olduğunu öğren. Sana ne kadar yakın olduğunu söylemişken sen kimi ararsın, hangi cümleyi, hangi kelimeyi, hangi harfi ararsın. Asıl derdin ne olduğunu anlatabildi mi bilmem bu satırlar. Fani olan dünya içinde dert edinilmesi gereken asıl meselenin ne olduğunu anlatabildi mi? Çoğu çok ağırdır belki ama sınavındır. Senin ebedi yerin burası değil. Ebedi olmayan bu yerde üzüldüklerin, dövüştüklerin, didindiklerin velhasıl hiçbir şey senin değil. Sen gibi, senden öncekiler gibi bugün var yarın yoklar. Yolcusun anlayacağın. Azığın başına gelenler. Baki Olanın çizdiği sınırları çiğnediğine ağla. Yani Günahlarına ağla, ama kendini paralayıp ümitsizlik kuyularında boğulma. Duyup görerek bilir insan. Yaşayarak idrak edip öğrenir. O var eden Allah senin anlayacağın dili bilir. Öyleyse dağ gibi büyük dertlerini, sıkıntılarını ve günahlarını al götür Yükleyenin huzuruna. TEK KELİME ETMENE LUZUM YOK. O BİLİR… “Levvame”

load_of_life

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Bir Cevap Yazın