Maruf

Ne Olacak Bu Âlem-i İslam’ın Hali?

Ne Olacak Bu Âlem-i İslam’ın Hali?

“Dinlerini parçalayan ve bölük bölük olanlardan olmayın. Her fırka, kendilerinde olan ile böbürlenmektedir.” (Rum suresi, 32)

Müslümanlar olarak ne acı günler yaşıyoruz. Kan ve gözyaşlarımız, feryad ve ahlarımız benzeri tarihte az görülecek kadar büyük. İsrail’in Gazze’de yaptığı zulümden, Çin’in Doğu Türkistan’daki baskı ve işkencelerinden bahsetmiyorum. Zira Müslümanlar, geçmişte Müslüman olmayanlardan çok daha fazlasını görmüştür. Asıl bugünleri acıklı kılan, müslümanların müslümanlara yaptığı zulüm ve haksızlıklardır. “Allahu Ekber” sesleriyle birbirlerini hunharca katleden çeşit çeşit Müslümanlar arz-ı endam ediyor İslam coğrafyasında. Belki bir karıncayı ezmemiş gençler, Allah için kestikleri, sünnet üzere sakallı kafalarla poz veriyor kameralara. Ne oldu bu Müslümanlara? Hani bizler kardeştik, hani kafirlere karşı şiddetli, birbirimize karşı merhametli ve şefkatli idik. Bir binanın tuğlalarıydık. Birbirimize zulmetmez, müslümanı zalimin eline bırakmazdık. Nerede o Müslümanlık? Hani o Müslümanlar? Birbirimize zulmü reva görecek kadar mı birbirimize yabancılaştır.

Allah Teâlâ insanoğlunu farklı farklı yaratmış.  Aynı ana-babadan olan kardeşlerin bile fıtrat ve eğilimleri farklı. Mesele farklı olmakta değil, asıl mesele farklılıklarımızın düşmanlık ve ayrışma sebebi olmasında. En küçük farklılıklarımıza bile tahammül edemez hale geldik. Tartışmaya değmez bir meselede bile Müslüman kardeşimizi tekfir eder olduk. Kafirlerle ortak bir zemin arayışındayken, kendimiz gibi düşünmeyen Müslümanlarla aramızdaki farklılıkları deşmeye devam ettik.

Her grup, tarikat, cemaat farklı olmak istiyor, farklı olduğundan gurur duyuyor ve yegâne hakikat olarak kendisini göstermeye çalışıyor. Camiye girdiğinizde omuz omuza namaz kılan insanların kendi mezhebini, meşrebini, fraksiyonunu ötekilerin gözlerine, kulaklarına ve beyinlerine bir süngü gibi sokmaya çalışır gibi olduklarını görüyoruz.

Bu durum karşısında ne yapmamız gerekiyor? Çözüm ne? Müslümanları birbirinden uzaklaştıran bu farklılıkları ortadan kaldırmaya mı çalışalım? Selefiler gibi tüm mezhepleri, tarikatleri, cemaatleri din dışı mı sayalım? Bunun çözüm olmak bir tarafa, ayrılıkları daha da körükleyen bir yol olduğu artık ortada. Belki asıl çözüm farklılıklarımızın birbirimizi sevmemize, yine de kardeş olarak birbirimizi bağrımıza basmamıza engel olmasına fırsat vermemektir. Kendi düşüncelerimizi tek doğru, kendi grubumuzu dinin tek temsilcisi olduğu varsayımından vazgeçebilmektir. Bu, ilk dönem Müslümanlarının da üzerine titredikleri önemli bir anlayıştır. Bu anlayışın yerleşmesi için uzun gayret ve mücadelelere ihtiyaç var kuşkusuz. Belki bu noktada üzerimize düşen; tüm Müslümanlar için ortak değerlerin, ortak kavramların, ortak kurumların oluşturulması için cehd ve gayret içinde olmaktır. Dert büyük, söz uzar vesselam. Gayret bizden Tevfik Allah’tandır.

 

Bu Paylaşımı Beğen
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Bir Cevap Yazın