Maruf

Müslümanların Birliği Üzerine Dersler-1

Hz. Peygamber (s.a.v.), ümmetinin daha önceki ümmetler gibi, kendi içinde çok sayıda gruba ayrılacağını haber vermektedir. Metinleri farklılık gösteren bu konuda  onlarca hadis vardır. İlim erbabı, bu hadislerin hem sıhhati hem de anlamı üzerinde durmuş ve farklı farklı kanaatlere ulaşmışlardır. Biz bu ve daha sonraki bazı yazılarımızda ilmi tartışmalara girmeden Müslümanların birlik ve beraberliği için ihtiyaç duyulan şeyler üzerinde durmaya çalışacağız.

Konuyla ilgili hadislerden biri şu şekildedir:

إِنَّ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ افْتَرَقُوا عَلَى اثْنَتَيْنِ وَسَبْعِينَ مِلَّةً يَعْنِي الأَهْوَاءَ وَإِنَّ هَذِهِ الأُمَّةَ سَتَفْتَرِقُ عَلَى ثَلاثٍ وَسَبْعِينَ مِلَّةً ، يَعْنِي الأَهْوَاءَ اثْنَتَيْنِ وَسَبْعِينَ فِي

النَّارِ وَوَاحِدَةٌ فِي الْجَنَّةِ وَهِيَ الْجَمَاعَةُ فَاعْتَصِمُوا بِهَا فَاعْتَصِمُوا بِهَا 

“Haberiniz olsun! Sizden önce Ehl-i Kitap (Yahudi ve Hıristiyanlar), yetmiş iki millete (gruba, cemaate, tarikate, fırkaya, hizbe) bölündüler. Bu ümmet ise yetmiş üç millete bölünecek. Bunlardan yetmiş ikisi ateşte, sadece biri cennettedir. Bu da  ümmetin büyük kısmıdır (cemaattir). Ümmetimin çoğunluğuna sımsıkı sarılın, sımsıkı sarılın.” [Ebu Davud, Sünnet 1, (4597).

Bu ve benzer hadislerden çıkarılacak iki temel hüküm var. 1- Müslümanların da, diğer din mensupları gibi kendi aralarında ihtilafa düşüp çok sayıda fırkaya ayrılacakları, 2- Kurtuluşun, hidayetin, Müslümanların ana unsuruna, çoğunluğuna dahil olmakla mümkün olduğudur. Bu ikinci madde, belki bazı itirazlara sebep olabilir. Ancak birçok nassın (ayet ve hadisin) ve tarihin bize doğruluğunu gösterdiği bir şey var ki, o da; Kur’an ve Sünnet’e bağlı olan, dinin temel kurallarına riayet eden (mesela namazını kılan, zekatını veren, zina ve içkiden uzak duran…)  Müslümanların oluşturduğu çoğunluğun güzel görmediği, eleştirdiği, kınadığı gruplar/oluşumları, her ne kadar kendilerini dinin en doğru temsilcisi olarak gösterseler de fırka-yı nâciye yani kurtuluşa eren topluluk olamazlar. Çünkü geçmişte olduğu gibi günümüzdeki Müslümanların çoğu, kendi grubundan/cemaatinden/mezhebinden/tarikatinden/ırkından/aşiretinden/hizbinden olmadığı için diğer Müslümanları dışlayan, tekfir eden, küçümseyen, onlarla hiç bir şekilde ilişki kurmayan, mallarına, namuslarına ve hatta canlarına kasteden grupları/oluşumları tasvip etmez, sevgi beslemez ve desteklemezler. Zira Allah’a gerçekten inanan, anlı secde gören, büyük günahları işlemeyi alışkanlık haline getirmekten sakınan Müslümanlar yanlış ve batıl şey üzerinde asla fikir/eylem birliğine varamazlar (İbn Mâce, Fiten, 8). İslam dini, aşırılıkları çirkin gördüğü gibi, orta yolu takip eden Müslümanların güzel gördüğü şeyleri de güzel görür. (Ahmed b. Hanbel, I, 379).

Konuyla alakalı bir başka hadis de şöyledir:

لا يجمع الله عز وجل أمر أمتي على ضلالة أبدا اتبعوا السواد الأعظم يد الله مع الجماعة من شذ شذ في النار

Peygamberimiz (s.a.v.) “Ümmetim dalâlet üzere toplanmaz. Öyle ise sizlere ihtilâf çıktığı zaman Sevad-ı A’zam‘a tabi olmanızı tavsiye ederim”(Nesâî, Tahrim, 6; İbn-i Mâce, Fiten, 8) buyurmuşlardır. İbn-i Hacer gibi büyük hadis alimleri,  Sevâd-ı A’zam‘ın “hak ve istikamet üzere giden ümmetin ekseriyeti” olduğunu belirtmişlerdir (İbn-i Hacer, Fethu’l-Bârî fî Şerhi Buhârî, 16:146). Allâme Celâleddin es-Suyûtî de Sevad-ı A’zam‘ı “doğru yolda gitmek üzere birleşen ümmetin ekseriyeti” şeklinde izah etmiştir. Bu durumda ümmetin ekseriyetini “Ehl-i hak ve istikamet üzere olan samimî dindar Müslümanlar oluşturmaktadır. Zira samimi dindar bir Müslüman, sudan bahanelerle bir Müslümanın kanını akıtmayı, malına ve namusuna el uzatmayı güzel görmez. Kendini müslüman olarak tanımlayan kişiye, hayır sen müslüman değilsin deyip, onu katletmez, müslüman olmayanlarla birlik olup ona düşmanlık etmez, onu düşmana teslim etmez. Dinin anlaşılması ve uygulanması noktasındaki farklılıklarına rağen, renklerin, ırkların ve siyasal düşüncelerin çeşitliliğine aldırış etmeden, aynı Allah’a, aynı Peygambere, aynı kitaba, aynı kıbleye, aynı dine inanmanın verdiği geniş bir tevhid alanında kardeşini sevmeye, onun hatalarını örtmeye/güzellikle düzeltmeye çalışır. Sürekli farklılıkları gündemde tutmayı değil, çok sayıdaki ortak noktaları önce çıkararak birlik ve beraberliğe harç olmaya, sevgi ve muhabbete maya olmaya çalışır. Allah’ın şu emrine bihakkın uymaya gayret eder. وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعًا وَلاَ تَفَرَّقُواْ (Ali İmran 103). Ve kesin olarak şuna inanır; Müslümanların birliğinin birinci şartı Kur’an ve Sünnet’e sımsıkı sarılmaktır.” 

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Bir Cevap Yazın