Maruf

MÜSLÜMANLARIN BİRLİĞİ ÜZERİNE DERSLER-3

MÜSLÜMANLARIN BİRLİĞİ ÜZERİNE DERSLER-3

 

Her insanın kendini tanımlarken/tanıtırken mensubu olduğu dini düşünceyle/grupla ilişkilendirmesi doğal bir şeydir. Bu tanımlama/tanıtma şekli hem muhatabın o kişiyi daha doğru/iyi şekilde anlamasına yardımcı olur, hem de kişinin mensubu olduğu düşüncenin/grubun bir nevi tebliğini yapması anlamına gelir. Örneğin bir Müslümanın, Müslüman olmayanlara karşı kendini tanımlarken “Ben bir müslümanım” demesi ve muhatabını incitmeyecek şekilde İslam’ın öğretilerini/ilkelerini/kurallarını dile getirmesi güzel, hatta dinî sorumluluğun bir parçası (tebliğ) olarak da kabul edilebilir. Aynı şekilde Müslümanların kendi aralarında da mensubu olduğu mezhebi, meşrebi veya cemaati belirtmesinde de bir sakınca olmayabilir. Ancak Müslümanlık üst kimliğini zedeleyecek, Müslümanların kardeş olduğu gerçeğini unutturacak şekilde alt kimlikleri öne çıkarmak, sayısız ortak paydaya rağmen sürekli farklılıklar üzerinde durmak, diğer müslümanları dışlayıcı, tahkir ve tahrik edici bir üslup benimsenmek Kur’an ve sünnet penceresinden bakan hiç kimsenin tasvip edebileceği bir şey değildir. Günümüz İslam toplumlarının düştüğü elim durum, maalesef İslam üst kimliğini yok sayacak şekilde alt kimliklerin önce çıkarılmasının ağır faturasıdır.

Müslümanlık üst kimliğini canlı tutan/anlamlı kılan şahıs, kurum ve kavramlarımız ya birileri tarafından yıpratılmış ya da birilerinin malı haline getirilerek işlevsizleştirilmiştir. Daha da tehlikelisi, ümmetin bu ortak değerlerine alternatifler üretilmiştir. Örneğin camiiler ümmetin ortak kurumlarıdır/değerleridir. Günde beş defa bir araya gelerek, farklı şekillerde namaz kılsak da omuz omuza durup kardeşliğimizi tekrar tekrar dile getirmiş oluruz. Ancak Cuma namazlarını bile camilerde kılmayan, kendi yurdunu, dergahını, kolejini camilere alternatifmiş gibi gösterenler farkına varmadan ümmeti birleştiren en önemli harcı/mayayı/bağı yok etmiş olmaktadırlar. Namazlarını sırf camide kıldığı için, kaldığı cemaatin/tarikatin yurdundan/evinden atılan nice öğrenci bilmekteyiz.

Camiler, Kur’an kursları, imam hatip okulları, ilahiyat fakülteleri ülkemizdeki Müslümanların ortak değerleri/kurumlarıdır. Bu kurumlar Müslümanlık üst kimliğine hizmet eden kurumlar olduğu için sahip çıkılması gerekmektedir. Ümmet-i Muhammed’i ayrıştırmaya çalışan hiçbir kurum ve kuruluş, adı ne olursa olsun mescid-i dırar gibi Müslüman toplumlar tarafından kabul görmeyeceklerdir. Mensuplarını diğer Müslümanlardan ayrıştıran, belli üniformalar giydiren, belli parolalar öğreten, kendinden olanla olmayanları kalın çizgilerle ayıran bir anlayış İslamî bir anlayış değildir. Cami cemaati, Kabe’yi tavaf eden hüccac gibi tüm ayrıştırıcı unsurlardan sıyrılması gerekirken, takkesinin rengiyle, sarığının şekliyle, yüksek sesle amin değişiyle mezhebinin/meşrebinin/cemaatinin propagandasını yaparak alt kimliğinin sözde altını çizerler, ümmet denizinde varlık göstermeye çalışan cılız dereler/ırmaklar gibi kalacaklardır. Camilerimiz, Kur’an kurslarımız, imam hatip okullarımız, ilahiyat fakültelerimiz ümmetin kurumları olmaya devam etmelidir. Tüm Müslümanlar bu kurumlara/değerlere tüm gücüyle hizmet etmeli ve ortak ümmet bilincini canlı tutmaya gayret göstermelidir. Tüm bu ortak kurumların/değerlerin yok edilmeye çalışıldığı 28 Şubat sürecinin seneyi devriyesinde hiç unutamadığım bir hatıramı sizlerle paylaşmak isterim:

“İki binli yılların başlarında idik. İlahiyattan mezun olmuş ama çok azımız hariç görev alamamıştık. Birçoğumuz orada burada asgari ücretle çalışıyorduk. Ciddi mağduriyet içinde idik. Bu süreçte daha fazla kenetlenmek, sesimizi daha gür duyurmak için Bursa İlahiyat Mezunları Derneği (BİLDER)’i kurmuştuk. Dernek faaliyetlerini yürütmek için bir yer kiralamış ve tefrişatına yardımcı olması için hali vakti yerinde bir iş adamına ziyarete gitmiştik. Kendimizi tanıtıp hedeflerimizi anlatınca, anlattıklarımız çok hoşuna gitmiş, bizleri tebrik etmişti. Ancak iş maddi yardıma gelince; “Biz falan hoca efendiye bağlıyız. Bizim bir başka cemaate yardımda bulunmamız mümkün değil.” demişti. Biz de; “Biz bir cemaat değiliz. Bu dernek tüm cemaatlerin üstünde ve sizin cemaatinizden de birçok arkadaşın üye olduğu/olabileceği bir dernek” demiştik. Ama maalesef elimiz boş dönmüştük. O gün niçin bizim bu kadar güçsüz olduğumuzu ve bu zulümlere neden maruz kaldığımızı daha iyi anlamıştık…

 

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Bir Cevap Yazın