Maruf

KULLUK

KULLUK
Hiç şüphesiz Yaradan (c.c.), bizi bizden daha iyi biliyor. Bizim acizliğimizi, aceleciliğimizi, sabırsızlığımızı, nankörlüğümüzü, ikiyüzlülüğümüzü, kibrimizi, cennetten çok dünyayı arzuladığımızı, dünya malına doymayacağımızı haber veriyor Kur’an’ında… Hikmet nazarıyla bakınca; kendimizde ve etrafımızda gördüğümüz de, bu Kuranî gerçeklerden başka bir şey değil zaten. Aklımıza birçok istisnası gelecektir belki; ancak Allah’ın daha çok nimet verdiği kullarının, daha az nimet verdiklerine göre daha dünyevi oldukları, Allah’a ve koyduğu kurallara karşı daha duyarsız kaldıkları görülmektedir. Örneğin; zengin ülkeler daha seküler, fakir toplumlar ise daha dindar oluyorlar. Diplomasız insanlar, diplomalı insanlara göre daha sağlam inançlıdırlar. Hastalar sağlıklılara göre, özürlüler sağlam olanlara göre Allah’ı daha çok seviyorlar. Elbette vardır istisnaları lakin, genel olarak zeka düzeyi yüksek olanlar, olmayanlara göre daha çok sebeplere takılıp asıl Müsebib’ten (c.c.) daha çok gafil kalıyorlar. Nedense varlıklıların “kulluk”ları yoksullara göre daha eksik oluyor.
Kulluk derken; ibadet hayatını, kılık kıyafeti kastetmiyorum. Bunları da aşan daha kapsayıcı bir şeyden bahsediyorum. Bir bilinç düzeyinden söz ediyorum… Hayatı anlamlandırmayı, eşyayı, olayları vahiy nazarından okumayı kastediyorum kulluk derken.
Bize verilenin bizimle hiç alakalı olmadığını anlayabilmeyi söylemeye çalışıyorum kulluk ile. “Nemiz var Senden gayrı”, diyen Yunus’un bakışını, “La mevcûde illa Hû” diyen İbn-i Arabi’nin firasetini, “La meşhûde illa ente” diyen İmam Rabbanî’nin kalp gözünü, “bir insanı kendinden küçük görenden daha ahmak yoktur” diyen Mevlana’nın idrakini kastediyorum kulluk sözüyle.
Bakın etrafınıza; nice zeki insan, ağzı laf yapan, isim yapmış, güzel elbiseler içinde dolaşan, güzel arabalara binen, lüks plazalarda çalışan, sosyete mahallesinde oturan, güzelliği ile göz kamaştıran nice insan… sokak kenarında dilenen, özürlü, ağzı dualı birine sevgiyle hatta hayranlıkla bakabiliyor mu? Üç lafı bir araya getiremeyen, elindekini çekip alsanız “niçin?” diyemeyen, elleri nasırlı, beli bükülmüş bir garibe; “belki de bu kulda ne cevherler gizlidir” diyebiliyor mu? Allah’ın güzellik nimeti verdiği bir kadın, yüzüne bakılmayacak kadar çirkin, çelimsiz, hasta bir kadını, kendisinden farksız görebiliyor mu?
İşte KULLUK burada gösteriyor kendini. Kulluk; Allah ile aradaki perdeleri kaldırarak, verenin O (c.c.) olduğunu, bize ait gibi görünen şeylerin, aslında hiçbirinin bizim olmadığını, hepsinin birer emanet olduğunu bilebilmektir. Başkalarında olanın, Allah’ın tercih ve takdiri olduğunu anlayarak, haset etmeden mâşâallah (Allah dilemiş de vermiş) diye bilmektir KULLUK.
Kulluk; sebeplere takılmadan müsebbibi görebilmektir. “Allah’ım bana eşyanın hakikatini göster” diye dua eden Peygamber (as)’ın neyi kastettiğini anlayabilmektir kulluk. Mesela Cuma akşamı yağan yağmuru pazartesi günü Avrupa’nın kuzeyinden harekete geçen bulutların getirdiği yağış olarak değil, Cuma günü yapılacak yağmur duası için, Allah’ın pazartesi günü yarattığı bulutların getirdiği rahmet olarak gören kişidir kul. “Lütfun da hoş, kahrın da hoş” diye bilmektir kulluk. Allah’ın nimetlerinin Allah’a yaklaştırdığı kişidir kul.

Ne zaman insana nimetlerimizi bağışlasak yan çizer ve [Bizi anmaktan] uzaklaşır, başına bir kötülük gelince de artık geniş geniş duaya dalar. (Fussilet, 51).

04 MART 2014 YILDIRIM-BURSA

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Bir Cevap Yazın