Maruf

Belkide yarattıkların içindeki en günahkar…

Geç kalmışsındır belki. Belki geçmiştir iş işten. Son günün bile olabilir. Yedin, içtin, eylendin, gününü gün ettiğini zannettin. Ardında ayaklarına bağlı tonlarca ağırlık ve omzunun sağ yanında ağlayan meleği göremedin. Bomboş defterinde o meleğin damlayan göz yaşlarıyla ıslattığı sayfaların var. Sol yanında ciltlenmiş kara kaplı binlerce defter. Ya yaprakları kapkara defterine bakmaya utanan, senin bu haline acıyan meleğin… Göremedin… Kainatta iğne ucu kadar yer kaplamayan dünyada, iğne ucu kadar yer kaplamadığını görmek istemedin. Boş dünya hayalleriyle doldurduğun dünyan. Sadece kendini düşündüğün dünyan. İlimden irfandan yoksun aklın. Yoksul ne, yetim ne, ana baba, akraba kim, bütün bunların anlamı ne..? Bunca hayvan, bunca bitki, bunca nimet, şükür ne, şükrün nerede? Etrafı gören bir hayat içinde. Peki Bu hayatın sahibini görmesi gereken gözler hangi dünyalık uğrunda görmez bi halde…? Aşk, meşk, gönül dünyalık heveslere kukla. Yan gelip yatıyor kalbin. Beden ülken akıl vezirinin elinde darmadağın ve perişan bir halde. Bilmemki kaç milyon klometre hızla esen zaman denen sert rüzgar, alıp götürdüğü ömründen ne kadarını bıraktı elinde. İç çekişlerini duyuramadığın bi kalp. Ki sen sağır ettin. Yeterince Okumadın hakkın kelamından. Ahiret yurdu nerede…? Nereden neden geldin sen…? Bu gidiş bu göç nereye…? Bu nefes alışın adedi ne? Ne kaldıki geriye. Koskoca bir hiç var elinde, ve dünyaya ait boş sözler dilinde… Zikir ne, zikrin nerede? Bedeninin üstünde taşıdığın başın yükseklerde. Secde ne, secden nerede…? Secde ettiğin makam kim, el bağlayıp eğildiğin rütbe ne…? Düşünecek soracak cevaplanacak bu kadar soru varken senin ruhun nerede…? Kimden bu kaçış. Sen bu dünya için yaratılmadın. Senin yurdun cennettir. Ey ben sıyrıl masivadan. Senin yurdun cehennem değildir. Yoldaşın iblis değildir. Ülkenin sahibi kalbindir. Aklın ki bu ülkeyi yönetemeyecek kadar cahildir. Nefsin parçalarcasına dünya diye haykırsada, asıl hayat sahibi olan ruh ahiret dediğinde, girecektir emrine. Allah bir dir. Eşi benzeri ortağı yoktur. Mülk onundur. Hamd ona mahsustur. Onun herşeye gücü yeter. Öyleyse şu değersiz dünyadan çevir yüzünü. Ve kendini Hay olan, hayatın sahibi olan Yüce Allah’a ve emirlerine çevir. Af makamına eğil. O ki Kayyumdur. Hayatları devam ettirendir. Bilirsen ölüm son değil düğün gibidir. Topla kendini her ne günahın varsa. Al sırtına ve dön Rabbine… De ki…; Sırtımda bunca günah ve bunca günahın altında ezilen ben. Belkide yarattıkların içindeki en günahkar. Ben geldim Allah’ım. Affını duydum. Affetmeyi sevdiğini duydum. Ey beni benden daha iyi bilen Mevlam…; Beni Affet ve bundan sonra senden başka hiçbirşeye bakmayacak göz, duymayacak kulak ve dünya sınavına karşı dayanacak İrade ver. Huzuruna tertemiz çıkmaktır ümidim ne kadar kirli olsamda. Cennet değil cemalini görecek gönül ver. Rabbim beni ailemi arkadaşlarımı ve müslümanları koru bir araya topla. Bizi doğru yola ulaştır. Biz Sana layık kul, en Sevdiğine layık ümmet olamadık. Unuttuk. Kandık. İslama sahip gönder. Kalplerde tozlanan korkuna yeniden hayat ver. Allah’ım benim duam layık değilse kabule, burada yazanları dile getiren sevdiğin birinin dilinden dinle ve kabul eyle… İsmin hürmetine, isimlerin hürmetine. Herşeyin üstünde bulunan hakimiyetin hürmetine. Senden başka sığınacak kapısı olmayan bizleri Affet. Gönlümden bi yerlerden dökülen bunca karmaşık cümlelerimdeki manayı anlamayı okuyanlarında anlamasını nasip et. Bize Sen lağzımsın. Sen anlarsın Rabbim. Senden gayrısına kör et. Amin. “Levvame”

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Bir Cevap Yazın