Maruf

Kendini iyi sananlar…

Şimdi bütün heves ve hayallerini bir kenara bırak ve beni iyi dinle. Ebedi yurda giden bu yolda son yolcularını aldı bu dünya. Çok değil.; Belki bir, belki iki durak sonra bütün Ademoğlu, ebediyen kalacağı yurtta. O büyük yere doğru yol almakta. Verdiği ikramlardan başı dönmüşlerle dolu… Sabredenler çok az. Öyle rahat koltuklara oturmuşki birileri uyuyakalmış unutmuş neden bu yolda gittiğini. Öyle içkiler, öyle yiyeceklerle dolu masalar varki, yedikçe doymayanlar, içmiş sarhoş olmuş, yerlerde sürünenler yeri. Ben; bir bardak su, bi lokma ekmek alayım, zaten az kaldı. Varacağım yurtta yer içerim diyenler öylesine azki. Bağırıp çağıranlar, çalgı çengi meşke dalmışların gürültüden kulakları sağır, uyarıları duymaz halde. Kimileri ışıktan rahatsız, lambaları kapamış, gözleri kör nerede olduğundan habersiz. Sus pus olmuş, pür dikkat uyarıları dinleyen o kadar azki. Ve hala Kendini kandıranlar var. Kendini iyi sananlar. Ey yolcu…; Son yolcularını yüklendide ışıktan hızlı uçuyor dünya. Son uyarıyı yapan uyarıcı geldi gitti…; Daha çok mu var zannediyorsun ebedi yurda… Ve kulakları yırtan müthiş bir siren sesi…; Haydi son durak… Bütün adem oğlu, yerin üstü altı, herkes ayakta. İşte size vaad edilenler. İşte sabredenler, uyarıları dinleyenler için cennetler. Ve işte gününü gün eden, yiyip içip zevki sefa sürenlere cehennemler. Açılınca omuzlar üstündeki defterler, kurulunca öylesine hassas teraziler, mosmor olmuş yüzler, kaçacak yer arayan yüzsüzler, yerin dibine geçmek isteyenler, geri gönder diyenler, Eyvahlar, keşkeler, ter denizinde yüzme bilmeyenler, Şehâdet dilenenler. Yada Çok şükürler, hamdolsunlar, daha ses etmeden buyur edilenler, Rabbin cemalini seyredenler, gölgede bekletilenler. Tokuşan koyunları görürsün birbirinden hak talep eder. Güneş hükmünü bekleyenlerin tam tepesinde, yaklaştıkça yaklaşmış, çırılçıplak bedenleri kavurur halde. Kimiside Arşın Sahibinin himayesinde, Arşın serinliğinde. İnanmayanlar çoktan gitmiş yerlerine, seslerini iniltilerini duyarsın. Öyle büyük bir köprü ki basılıp yürünecek yeri incecik, tıpkı bıçağın keskin yeri. Sancak altında saf saf ümmetler. En önde O Rabbin En Sevdiği S.A.V. Bak Üzüntüden başları önde peygamberler… Onlar ki peygamber. Ne diyeceğinin derdine düşmüş, ağlar haldeler. Ya Sen…? Bak Dünyada iken bağırıp çağıranlar suspus… İşte o gün seslerin kısılacağı Ve hükmün Yalnız Allah’a ait olacağı hesap günü. Yolcusu olduğun bu dünyanın seni götürüp bırakacağı son durak. Şu dünya hayalleriyle süslü heveslerin iplerinden kurtul. Kaçış yok. Zaman dar. İstikamet belli. Kazanman için verilenler, kaybetmen için olanları ezdi geçti. Bir iyiliğe 10, 100, 1000 misli. Bir kötülüğe o kötülüğün kendisi. MEVLA KURTUL DİYE MATEMATİĞİ ALT ÜST ETTİ. Şimdi sor kendine…. Sesin nefesin yettiğince bağır, kapılarını tekmele, tut yakandan ve cevap iste… Nereye ey cahil..? Bu gidiş Nereye…? “Levvame”

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Bir Cevap Yazın