Maruf

KARA TRENDEN KARA EKRANA -RAMAZAN’DA TV TARTIŞMALARI-

Trene ilk kez İmam Hatip orta ikiye giderken binmiştim. Kars’tan arkadaşım Erkan’ın memleketi olan Akyaka ilçesine gidiyorduk. 12-13 yaşlarında 3 kafadardık. Bindiğimiz tren karşılıklı oturma düzeni olan bir kara trendi. Erkan, defalarca bindiği bu tren hakkında bize bilgi veriyordu. Boş bir kompartımana geçip oturduk. Tam karşımıza -bizim oraların tabiriyle- Ecevit şapkalı, 50-55 yaşlarında 3 adam oturdu. Küçük memleketlere has, kimsiniz-kimlerdensiniz sorularından sonra İmam Hatip’te okuduğumuzu söyledik. O adamlardan biri sanki tam aradığını bulmuş birinin ses tonuyla;

-“Siz hocaymışsınız size bir soru soracağım” deyip gözlerini bize dikti. “Söyleyin bakalım, adamın biri sırtında bir çuval dolusu salatalık taşırken bir tanesi çamura düşse, sadece düşen o salatalığı mı yıkamak gerekir, yoksa tüm salatalıkları mı?” Ben de kendimden emin bir ses tonuyla “Tabi ki sadece o salatalığı” cevabını verdim. Adam çok mutlu olmuştu. Benim bu cevabımın onu niçin bu kadar mutlu ettiğini, Erkan’ın hadi biraz koridora çıkıp diğer tarafı da seyredelim demesi üzerine anladım. Anladım ki bu adam bizimle alay ediyormuş. Meğer adam sünnîlerin gusül abdestinin anlamsızlığını bize söyletmek istiyormuş. Meğer bu tren, bu tür tartışmaların sahnelendiği bir yermiş. Tabi biz kompartımandan çıktıktan sonra yükselen kahkaha seseleri benim çok daha fazla bozulmama ve hatta kendimi suçlamama sebep olmuştu. Bir müddet kompartımana girmek içimizden gelmedi. Daha sonra içeri girip yerimize oturunca, aynı adam;

-“Söyleyin bakalım, kediyle çiftleşen tavşanın eti yenir mi?”
Tabi biz artık muhatabımızın niyetini anlamıştık. Tek kelime dahi etmeyip onların da keyifleri kaçırmıştık.

Bir müddet sessizlikten sonra ben, “Erkan, şu kırmızı kollar da ne?” diye sordum. Erkan “o kollardan birini aşağı indirirsen tren hemen durur. Onun için o kolu gereksiz yere indirmek büyük bir suçtur, demiş ve sözlerini şöyle devam ettirmişti: Hatta anlatırlar, trene boylu-poslu, güçlü-kuvvetli bir adam binmiş. Ama adam ayni zamanda biraz safmis. Etrafındaki muzip kişiler de onun bu saflığından bir eğlence çıkarmak istemişler. Kompartımandaki herkes teker teker kalkıp oradaki kırmızı kolu indirmeye çalışmışlar. Kim uğraşmışsa becerememiş ve en sonunda bu işi yapsa yapsa şu yiğit, şu kahraman kişi yapar deyip o saf adama o kolu indirtivermişler ve tabi olan olmuş…

Bütün bunları, belki hiç ilişkili gibi görünmese de Ramazan ekranlarındaki dini tartışmaları izlerken aklımdan geçti. Abartısız bütün kanallar, İslam adına konuşan, hükümler veren çeşit çeşit yazarları, akademisyenleri, araştırmacıları, ilahiyatçıları çıkarıyorlar. Bu konuşmacıların özellikle reyting yapanları bazen öyle mevzular konuşuyor, öyle bakış açıları ortaya koyularlar ki, son hız giden treni bir anda durduran o saf adamı aklıma getiriyorlar.

Şu yaşadığımız günlerde hepimiz Ramazan trenindeyiz. İyisi de kötüsü de bu trende. İnançlısı da inançsızı da. Herkes din konuşuyor, herkes pide alıyor ve herkes bayram hazırlığı içinde. Ancak sadece gerçek Müslümanlar’ın menzili Allah rızasına nail olacak ameller yapmak. Bu güzel Ramazan ikliminde tüm Müslümanların vazifesi, Rablerine daha sağlam ve sıkı bir şekilde bağlanmak ve İslamî bir toplumun oluşmasına katkı sunmak için gayret göstermek olmalı. Televizyondaki kabir azabı tartışmalarından imsak saati hesaplamalarına kadarki yüzeysel tartışmalar, bilerek veya bilmeyerek Ramazan’ın rahmet ve mağfiret trenini durduracak işlerden öte bir şey değil kanaatimizce. Akıllı müslümanların, gerçek alimlerin bu tür tartışmaları halkın huzurunda yapmaktan imtina etmeleri ve art niyetli insanları sevindirmemeleri gerekmektedir. Televizyonlardaki bu tartışmalar, izleyicilerin inançlarını sağlamlaştırmalarına, günahlarından tevbe etmelerine, oruçlarını daha sağlam tutmalarına ve kötü huy ve davranışlarını terketmelerine ne kadar katkı sunmaktadır? Kanaatimizce bu tür tartışmalar daha ziyade, oruca, namaza hatta akîdevî bir çok soruna sebep olmakta, halkın gevşemesine ve hatta İslam’ın hurafelerle dolu bir din olduğu zehabına kapılmalarına yol açmaktadır.

Müslüman toplumların Allah’ın sitayişle bahsettiği o alimlere kulak ve gönül vermeleri gerekmektedir. Gerçek alim, ekranlara çıkmak için can atmayan, şöhretin büyük bir afet olduğunu bilen, sözünü söylerken kırk ölçüp bir biçen insanlar olduğunu bilmek gerekir. Yine gerçek alimlerin, ne sorulduğunu anlamaya çalışırken, niçin sorduğunu da gözardı etmeyen hikmet ve basiret sahibi insanlar olduğunu unutmamak lazımdır. Bir çocuk edasıyla her soruya cevap veren, gücünü/bilgisi kanıtlamaya çalışan saf bir pehlivan gibi davranmayan seçkin insanlar olduğunu idrak etmek gerekli. Son olarak gerçek alimlerin ancak, “Ben onların gören gözü, konuşan dili, tutan eli, yürüyen ayağıyım” diye Allah’ın buyurduğu seçkin kişiler olduğuna inanmak gerekir. Gerçek alimlerin sayısını artırması niyazıyla, hayırlı Ramazanlar…

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. METİNYAZAN dedi ki:

    sizler …bu konularda tv veya radyolarda arzı endam etmezseniz…boşluğu doldurturlar… sizlerden daha çok gayret ve sohbetler bekleriz…en azından face den yazın mesela şu saatte sorularınıza cevab verelim diye !…..tamda ramazan da uygundur..haydi bismillah….

BİR YORUM YAZ

Bir Cevap Yazın