Maruf

İlâhî! Hüküm Senin….

İlâhî! Hüküm Senin….

Gecenin ağırlığının omuzlarınıza bindiği kasvetli bir vakti. Bir ses, yabancısı olmadığınız, içinizi yakan, şefkât duygularınızı kabartan bir ses… Bu ses, daha yaşını doldurmamış; her şeyi ile korunmaya ve bakılmaya muhtaç olan, tebessümü cihan değen, tertemiz, günahsız bebeğinizin sesidir. Hemen tatlı uykunuzdan uyanır, uyandığınız için de bir rahatsızlık duymayarak misk ü amber kokulu, melek yüzlü yavrunuzun başına Hızır misali yetersiniz, yetişirsiniz. Bir an içinizin yandığını, acıdığını duyarsınız. Yavrunuz neden ağlamaktadır? Aç mıdır, yoksa altını mı ıslatmıştır? İhtiyacını gidererek kalbinize eziyet olan bebeğinizin ağlamasını, dindirirsiniz. Ya bakmaya kıyamadığınız doyamadığınız gözünüzün ve gönlünüzün süruru, bebeğiniz hasta ise ne yaparsınız?…………….

Müslüman çocuklar, Filistinli çocuklar…………………. ..

Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem.
Dili yok, kalbimin ondan ne kadar bîzarım,”

Kimisi, yetim; kimisi, öksüz; kimisi, sakat; kimisi, parmaksız; kimisi, aç; kimisi, açık; kimisinin gözü, yaşlı; kimisinin gövdesi, yanık ve yaralı; kimisi de, beyaz cennet kundaklara sarılı, öpülesi gül yüzü, al kanlar içinde…

Onların bir evleri olmadı, belki vardı ve yıkıldı. Babalarına ve annelerine doya doya bakamadılar, kardeşleriyle oynayamadılar. Şimdi neredeler? Kim bilir? Ya yıkık viran bir hastanede, çığlık çığlığa bedenlerindeki ve kalplerindeki onulmaz yaralarla beraber, kopan kol ve çıkan gözlerindeki sargılara, kırık aynalarda boş gözlerle bakıyorlar ya da Cennet-i Firdevs’te Rablerine kavuşmuşlar.

Onların suçları Allah’ın varlığına ve birliğine inanan Müslüman çocukları olmalarımı mı yoksa güçsüz, kuvvetsiz ve kudretsiz memleketlerde yaşayan, kimi ve kimseleri olmayanların çocukları olmaları mı? Şunu bilin ki ey zalimler! Evet, bu dünyada topunuzla, tüfeğinizle geçici bir süre şımararak bozgunculuk yapın. Gün gelecek, Allah’ın kudret elinden kurtulamayacaksınız. Masumların ve mazlumların kanlarından oluşan zulmet deryasında boğulacaksınız. O zaman Allah sizlere nimetlerinden soracak ve sizlerin de bu sayısız nimetlere yaptığınız sayısız nankörlükten dolayı boyunlarınız önünüze düşecek.

Onların memleketlerinde mutluluğun serin esintileri sinelere değmez. Soğuk kış sabahlarında doğan, baharın ter ü tazeliğini hiçbir zaman görmeyen, kahırlarını tek dişi kalmış canavar medenî dünyanın önünde yüreklerine gömen, zulmetin zehirli kin alevi, tenlerinde söndürülen Müslüman çocuklar, Filistinli çocuklar…………………. …..

Ey ıslak gözlerle, günahsız, küçük avuçlarını Hakk’a döndüren ve bir büyük, yüce Yaratıcısı olduğunu bilen çocuk, sana üzülme demeyi ne kadar isterdim. Heyhat!… Kolu, kanadı kırık aciz insanlar ne yapabilirler ki…

İlâhî! Hüküm Senin. Müslümanlar, taktirine ve taksimine razı. Cümle mümin topluluğunu rıza dairene al. Kafirlerin yaptıklarını Sana havale ediyoruz. Mazlumların “ahı” gökleri tuttu. Mazlumların kimi ve kimsesi Sensin. Ey Sana kalkan elleri geri çevirmeyen Allah’ımız, Sen bilirsin!… Sen bilirsin!… Amin…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Bir Cevap Yazın