Maruf

Hz. Peygamber’in doğumunu niçin kutlarız?

1446 yıl önce dünyaya gelmiş olan Hz. Muhammed (s.a.v)’in doğumu Müslümanlar  için ne anlama geliyor? Onun dünyaya gelişini her sene niçin günlerce kutlarız? Bununla amacımız, en büyük peygamberin bizim peygamber olduğunu kanıtlamak mıdır yoksa? Yoksa Allah’ın onu ne kadar çok sevdiğini kanıtlayarak onun şefaat-i uzmâsı ile cennete girivereceğimize kendimizi inandırmaya çalışmak mıdır gayemiz?  Ya da çoğu kişinin yaptığı gibi copy-paste ile onlarca insana kandil mesajı çekip, akşamında camiye giderek kültürel/dinî bir ritüeli yerine getirmenin verdiği huzuru hissetmek midir tüm çabamız? Yoksa tüm bunların ötesinde Hz. Peygamber’in (s.a.v.) dünyaya gelişinin kendimizi bulma, yokluktan varlığa yükselme, hazları için yaşayan basit bir mahluk olmaktan kurtulup can çekisen insanlığa can suyu taşıma görevini yüklendiğimizi hatırlamanın miladı veya sene-yi devriyesi midir, mevlid kandili?

Malumunuz üzere, 29 Kasım Çarşamba akşamı, Rabiulevvel ayının 12. gecesi Mevlid kandili. Diğer bir ifade ile Peygamber Efendimiz’in doğum günü. Doğum günlerini kutlamak son yıllarda giderek revaç buldu. Kendi doğum gününü kutlamayan birçok kişi, çocuklarının doğum gününü, onu da kutlamamış olanlar ise torunlarının doğum günü muhtemelen kutlar olmuştur. Doğum günü kutlamanın batıdan bizlere geldiği malumdur. Hatta bunun, bir doğum günü kutlaması da sayılan yılbaşıyla yakından ilişkisi vardır. Zira yılbaşı olarak kutladığımız gün, ihtilaflı da olsa Hz. İsa’nın doğum günlerine denk gelmektedir. Tarihte olduğu gibi günümüzde de birçok ülkede Noel günü tatil edilmekte ve çeşitli kutlamalara konu olmaktadır. Benzer şekilde Yahudi ve Budistlerde de önemli şahısların doğum günleri kutlanmaktadır. Bu kutlamalar genellikle o şahsın ne kadar değerli ve üstün olduğunu kanıtlamak için yapılmaktadır. Kutlamalara konu olan şahsın ortaya koyduğu değer ve ilkeler üzerinde durmak yerine, daha çok onun olağanüstü vasıfları/faaliyetleri üzerinde durularak bir nevi propaganda amaçlanmaktadır. Bu anlayış maalesef Müslümanlar arasında da yaygındır ve zayıf rivayetlere dayanılarak insan üstü bir peygamber imajı oluşturulmaya çalışılmaktadır. Günümüzde kandil günlerinde hala Hz. Peygamberin doğduğu gün gerçekleştiği iddia edilen birçok mucizevi olay anlatılıp durmakta ve Hz. Peygamber, farkına varılmadan mitolojik bir şahsiyete dönüştürülmektedir.

Hz. Peygamber üzerine yazdığı “Asr-ı Saadet” isimli güzel eseriyle bilinen Mevlâna Şibli’nin konu hakkındaki şu güzel yorumu mevlid kutlamalarının nasıl olması gerektiği hakkında bizlere bilgi vermektedir:

“Hakikat şudur ki: Yıkılan Kisra’nın sarayı değil, bütün İran’ın saltanatı, Bizans’ın satveti, Çin’in azametiydi. Sönen ateş, Mecusilerin ateşgedelerinde parlayan alev değil, bütün dünyada küfrün ateşiydi. Kuruyan Sava gölü değil putperestliğin hâkimiyeti, Zerdüştlüğün kuvveti, Hıristiyanlığın üstünlüğüydü. Bu yorum, asıl doğumun Hz. Peygamber’in doğuşu değil, İslam’ın doğuşu olduğunu göstermektedir. Tüm dünyaya yeni çehre kazandıran İslam’ın yüce ilkeleri, inanç, ahlak ve sosyal değerlerinin vücud bulmasıdır. Öyleyse her mevlid kandilinde İslam’ın bu değerlerinin yeniden doğmasına odaklanmak zorundayız. Yoksa Mevlid kandilleri Hz. Peygambere medhiyeler düzmek için olmamalıdır. Zira iki cihan güneşi bu şekilde yaptığımız kutlamalara şahid olsaydı -“Sen bizden büyüksün.” diyerek Hz. Peygamberi övmeye çalışan Beni Âmir heyetine verdiği şu karşılığı muhtemelen bizlere de verecekti:

“Büyük olan Allah’tır!”

Ancak Beni Âmir heyeti, övgü dolu kuru edebiyatlarına devam edince Hz. Peygamber (sav) onları şöyle ikaz etmişlerdi: -“Sakın, fazla ileri gidip de şeytanın elçileri olmayın!” (Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, 3/81).

Hz. Peygamber, hem söylem hem de davranışları ile mütevazı bir insan olarak hayatını sürdürmüş ve peygamberliğinden daha çok kulluğunu öne çıkarmıştır.  Mesela aşağıdaki şu ayet, müslümanlara hitaben Hz. Peygamberin kul olma yönüne vurgu yapmaktadır:

قُلْ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُوحَى إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَاسْتَقِيمُوا إِلَيْهِ وَاسْتَغْفِرُوهُ وَوَيْلٌ لِّلْمُشْرِكِينَ

De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Fakat bana ilâhınızın yalnızca bir tek ilâh olduğu vahyediliyor. Artık O’na yönelin ve O’ndan bağışlanma dileyin. Allah’a ortak koşanların vay hâline!” (Fussilet 6)

Bu ve benzeri bir çok ayet, zihnimizi  onun gösterdiği mucizelerle meşgul etmek yerine onun yaptığı gibi, Allah’a yönelmeyi, O’ndan bağışlanma dilemeyi, Peygamber de dahil, hiç kimseyi O’na denk görmemeyi bizlerden istemektedir. Ancak bu ve benzeri bircok ayet/hadislere rağmen Müslümanların kahir ekseriyeti, Hz. Peygamberin mucizelerine, olağanüstü hallerine, ahiretteki şefaatinin büyüklüğüne odaklanmayı daha çok tercih etmektedirler. Mevlid ve miraç kandillerinde genelde çok sağlam olmayan bazı rivayetlere dayanılarak mitolojik bir peygamber oluşturma gayreti içine girilmekte, hatta bir peygamber olmaktansa Hz. Muhammed’in ümmeti olmanın daha üstün olduğu iddia edilir olmaktadır. Sonuç olarak onun salt ümmeti olmanın, zımnen bizleri cennete ulaştıracağı nefislerimize fısıldanmış olmaktadır. Böylece dürüstlük, adalet, merhamet, cömertlik, sadakat, tevazu, cesaret  gibi onun yüce ahlakı ile ahlaklanma zahmetine katlanmadan cennete girivereceğimizi düşünerek kendimizi rahatlamaktayız. Günahlarımız ne kadar büyükse, bu rahatlığın/rehavetin devamı için  Hz. Peygamber’i o kadar övmeli, o kadar yüceltmeliyiz. Bugünü bir milad bilip onun ahlakı ile ahlaklanmayı, onun gibi bir yaşam sürmeyi gözümüz kesmiyor ise bu akşam daha çok insana kandil mesajı çekmeyi, kandil simidi dağıtmalı, daha büyük bir camiye gidip, sesi daha güzel hocaların arkasında yatsı namazı kılmalıyız.

Ya da tüm bunların ötesinde Mevlidi, bir mîlad bilip insanlığın kurtarıcısı olacak bir topluluğu/ümmeti oluşturmak için gerekli olan ulvî değerleri bulma/kazanmanın bir fırsatı olarak bilmeliyiz. Zira Kur’an;

كُنتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللّهِ

Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz. (Ali İmran 110) buyrularak ümmet-i Muhammed’in omuzlarina yüklenen sorumluluğu hatırlatmakta ve bu zor görev için ihtiyaç duyduğumuz şeylerin ise Hz. Peygamber’in (s.a.v.) şahsında toplandığı bir başka ayette şu şekilde haber vermektedir:

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيرًا

Andolsun, Allah’ın Resûlünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır. (Ahzap 21)

Bu itibarla klasik kaynaklar Hz. Peygamber’in mevlidi ile miracı arasında sıkı bir bağ kurarak doğumla başlayan mebde noktasının miraç ile mead noktasına vardığını göstermeye, asıl meselenin doğum ve miraçtaki harikulade olaylar olmayıp, bu olaylar vesilesyile ümmet-i Muhammed’in şahsında tüm insanlığa armağan edilen değerlerin önemi üzerinde durmaya çalışmaktadır. Zira ümmet-i Muhammed, insanlığın özeti, Hz. Peygamber (s.a.v.) ise kendinden sonraki tüm insanlığın özetidir. Ortalama insan ömrü kadar bir ömür (hicri 63-miladi 61 yıl) yaşamış olan Nebi-yi muhterem (s.a.v.), yetimlik-öksüzlük ile, fakirlikle, eşini-evladını kaybetmekle, yerini-yurdunu terketmekle, çeşit çeşit sağlık sorunlarıyla, sosyo-ekonomik baskılarla, ihanetlerle, ailevi sorunlarla tüm insanlığın ortak imtihan alanlarında büyük bir başarı göstermiş ve وَإِنَّكَ لَعَلى خُلُقٍ عَظِيمٍ “Muhakkak ki sen üstün bir ahlak üzeresin” ayetinin sırrı tezahür edecek şekilde hepsinden büyük başarı ile çıkmıştır. Artık biz Müslümanlar, ne ile imtihan olursak olalım, önümüzde bizlere örneklik teşkil edecek, tüm insanlık için seçilmiş bir “örnek insan” “model şahsiyet” var. Her türlü yokluğa rağmen şükredebilmeyi, tüm imkansızlıklara rağmen paylaşabilmeyi, tüm çaresizliğe rağmen hayata gülebilmeyi, tüm kötülük ve hilelerine rağmen düşmanlarına karşı dürüst/adaletli hatta merhametli olabilmeyi, tüm olumsuz işaretlere rağmen hüsnü zannı bırakmamayı, artık onun hayatından öğrenmiş olmaktayız.

Allah’a güvenmek istiyor ama yapamıyorsak, sabretmek istiyor ama edemiyorsak, dürüst olmak istiyor ama olamıyorsak, merhametli olmak istiyor ama olamıyorsak, cömert olmak istiyor ama veremiyorsak, çalışkan olmak istiyor ama beceremiyorsak, affetmek istiyor ama edemiyorsak, her yıl Mevlid kandili ile yeniden gönül dünyamıza doğan Nebi-i Muhterem artık elimizdeki tüm mazeretimizi almış demektir.

Hz. Peygamber (s.a v.) tüm Müslümanların imanının bir parçası olarak ruhumuzun derinliklerinde yeri olan ve kendisiyle özel bir ilişkimiz bulunan biridir. Aile fertleri arasında adı Muhammet/Mehmet, Ahmet, Mahmut, Hatice, Ayşe, Fatma, Hasan, Hüseyin, Zeynep olmayan var mıdır? Her gün beş vakit ezanın şehadetleriyle ismi gönül dünyamıza ilka edilen bir başka şahsiyeti tarih görmüş müdür? Bu derece tüm fertlere yakın, bizden biri olan hatta “biz”in ta kendisi olan başka özel insan var mıdır? Buna göre onun doğumunu anlamak, bizi “gerçek insan (kul)” olmamızı  mümkün kılan üstün ahlakî seciyesini anlamak demektir. Onu bilmek, “gerçek insan” olmak için gerekli olan yüce değerleri bilmek demektir. Onu hasret olmak, güzel ahlaktan ibaret güzel insan olmaya hasret olmak demektir.

Hz. Peygamber’in ahlakından söz ederken zaman ve mekân itibarıyla uzaktaki bir insandan artık bahsettiğimizi düşünemeyiz. Onun ahlakıyla ahlaklanmak, Müslümanlar için gerçek insan (kul) olma yolculuğunda kaçınılmaz bir görevdir. Öyle ki Müslümanlar bu görevi yerine getirmedikleri takdirde insanlık kaybetmiş demektir. Biz Hz. Peygamber’in ahlakı ile ahlaklanmadığımız zaman insanlık bu zulmetten asla kurtulamayacak demektir.

Hz. Peygamber bu ümmet için, bu ümmet de tüm insanlık için yollari aydinlatan bir lambadır. Aydınlığını Allah’tan alan bir kandildir. Her Mevlid-i Nebi, bu kandilin yeniden yakılması, azalan ışığına yağ takviyesidir. Yoksa Mevlid kandili, Hz. Peygambere yağ çekmek değildir. Aksine sönmüş/kararmış gönül kandilimize iman ve ihlas yağından yeniden takviye etmek demektir. Bu seneki Mevlid-i Nebi, gönül kandilimiz ve onun güzel ahlakıyla buluşmanın miladı olsun. Ümmet-i Muhammed’in kandili mübarek olsun.

Benzer ve daha derin tahliller için bakınız: http://sonpeygamber.info/muslumanlar-hz-peygamber-in-mevlidini-nicin-kutlar-i

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Bir Cevap Yazın