Maruf

Fıkıh Akademisi

FIKIH AKADEMİSİ

Kişinin amelî açıdan hak ve vazifelerini bilmesi, bir diğer tarife göre de tafsîlî delillerden elde edilen şerî-amelî hükümleri bilmek olarak tarif edilen fıkıh, İslâmî ilimlerin en önemli disiplinlerden birisidir. Muhtevası itibariyle ibâdât, muâmelât ve ukûbât olmak üzere üç ana bölüme ayrılması mümkün olan fıkıh, ferdî planda kişinin doğumundan ölümüne kadarki hayatının bütün safhalarını kuşatan, insanın Allaha karşı görevlerini tanzim eden ayrıca şahısların birbiriyle, devletle ve devletlerin karşılıklı ilişkilerini düzenleyen hükümler içermektedir. Fıkhın bireysel ve toplumsal alandaki bu belirleyiciliğinden dolayı İslam medeniyetinin bir “fıkıh medeniyeti” olduğu ifade edilmektedir.
Fıkıh, İslam toplumundaki bu merkezi konumunun bir gereği olarak tarih boyunca, İslam eğitim sisteminin en başat unsuru olmuştur. Temel ilkeleri Allah ve Resulü tarafından ortaya konan bu ilim, her bir neslin katkıları ile zenginleşmiş ve tekâmül etmiştir. Bu bağlamda Hanefî mezhebinin temelleri de merhum Muhammed Hamidullah’ın ifadesiyle Ebu Hanîfe’nin “fıkıh akademisinde” atılmış ve asırlar içerisinde özgün bir fıkıh ekolü olarak vücut bulmuştur.
Tarihte diğer İslâmî ilimler gibi fıkıh eğitimi de günümüzün üniversitelerine tekâbül eden medreselerde yapılmıştır. Bu eğitimin en büyük destekçilerinin, günümüz ifadesiyle finansörlerin ise vakıflar olduğu tarihi bir hakikattir. Bazen devlet destekli olsa da esas itibariyle kişilerin kurmuş oldukları vakıflarla desteklenen bu eğitim faaliyeti neticesinde fıkıh ilminin zirve şahsiyetleri yetişmiş ve muazzam bir fıkhî miras meydana gelmiştir. İslam toplumu, ferdî ve ictimâî planda karşılaştıkları hukukî meseleleri bu eğitim sisteminden yetişen kadıların ve müftîlerin ictihad ve fetvaları, ilmî eserleri ışığında çözüme kavuşturmuşlardır.
Günümüzde ise tarıma dayalı toplumdan sanayi toplumuna geçiş, teknolojik, iktisâdi ve kültürel alandaki gelişmeler gibi birçok faktörün belirleyici olduğu büyük değişim ve dönüşümlerden İslam dünyası da etkilenmiştir. Bunun neticesinde Müslümanlar çözüme kavuşturulması gereken birçok yeni, son derece girif, karmaşık ve tarihteki İslam toplumunun yüzleştiklerinden yapı itibariyle oldukça farklı fıkhî meselelerle karşı karşıya kalmıştır. Bu sorunların çözümü ise geçmiş fıkhî mirasa bihakkın hâkim, günümüzün meselelerinin farklılığının da farkında olan nitelikli fakihlerin varlığını gerektirmektedir. Bunun ise iyi bir fıkıh eğitimine bağlı olduğu izahtan varestedir. Buna mukabil son asırlarda genel olarak İslami ilimlerde özelde ise fıkıhta bir seviye kaybı yaşanmış ve bir tür “kaht-ı rical” ile yüz yüze kalınmıştır. Buna ilaveten ülkemizde yaşanan normal olmayan değişimler, İslami ilimlerde gelenek ile olan bağlarımızın son derece zayıflamasına neden olmuştur.
Ülkemizde genel olarak İslami ilimler ve bu kapsamda fıkıh eğitiminin yapıldığı başlıca kurum, yaklaşık yarım asırlık bir tecrübesi olan İlahiyat fakülteleridir. İlahiyat fakültelerinde lisans seviyesinde fıkıh ile ilgili olarak İslam İbadet Esasları dersi yanında, muhtevasını şahıs, aile, miras, eşya ve borçlar hukuku gibi konular oluşturan İslam Hukuku I ve II dersleri, İslam Hukukuna Giriş ve İslam Hukuk Usûlü gibi dersler verilmektedir. Ancak gerek İlahiyat fakültelerinin müfredatının çok zengin ve çeşitli oluşu gerekse yapısal birtakım problemlerden ötürü İlahiyat fakültesine gelen bir öğrenci Arapça temel bir fıkıh ve fıkıh usûlü eserini bir hocanın eşliğinde baştan sona hazmederek okuma imkânına sahip olamamaktadır. Bu problem sadece fıkha has olmayıp diğer İslami ilimler için de aynen geçerlidir. Derslerde yer yer klasik kaynaklardan istifade edilse de daha çok fıkıh konularının modern hukuk formatında tasnif ve telif edildiği kitaplar merkeze alınmakta ve çoğunlukla Türkçe eserler takip edilmektedir. Bu durum, ilahiyat fakültelerinde mezun olan öğrencilerin klasik fıkıh kaynaklarının diline, üslubuna ve temel meselelerine hâkim olmalarına engel olmakta, hem topluma din hizmeti verecek nitelikli din adamlarının hem de çağımızın problemlerine çözüm bulmaya aday nitelikli fakihlerin yetişmesini olumsuz etkilemektedir. Bu eksikliği gören birçok vakıf ve dernek gerek müstakil programlar izlemek gerekse İlahiyat fakültelerindeki derslere takviye amacıyla birçok araştırma merkezi, akademi ve kurs açmakta ve mezkur olumsuzluğu gidermeye çalışmaktadır. Vakıf ve derneklerin bu alanda faaliyet göstermeye başlamaları, vakıfların yukarıda kısaca temas edilen İslami ilimler ve özelde fıkıh eğimine ilişkin tarihi misyonlarına da uygun ve sevindirici bir adımdır.
Osmanlı’ya bir dönem başkentlik etmiş, Molla Hüsrev, Molla Fenâri gibi büyük fakihlere ev sahipliği yapan ilim ve kültür şehri Bursa’da bu alanda bir eksiklik hisseden Maruf İlim, İrfan, Kültür ve Eğitim Derneği, bünyesindeki Fıkıh Akademisi birimi ile Bursa merkezli olmak üzere özellikle İlahiyat Fakültesi ve İmam-Hatip Lisesi öğrencilerine yönelik olarak fıkıh eğitimi vermeyi hedeflemektedir. Akademide alanında uzman olan hocalar tarafında Merğinânî’nin el-Hidâye’si ya da Mevsılî’nin el-İhtiyâr’ı gibi klasik temel bir fıkıh metni ile bir fıkıh usûlü eseri okutulacaktır. Bu sayede kısa vadede daha nitelikli din görevlilerinin yetişmesi sağlanacaktır. Uzun vadede ise İslam ümmetinin iftihar vesilesi olan muazzam fıkıh mirasına hakkıyla hâkim olamasa da aldığı eğitim ile klasik fıkıh ve fıkıh usulü eserlerinin dil, üslup ve temel meselelerinden haberdar olan ilim tâlipleri, bu fıkıh hazinenin kapısından girmelerini temin edecek altın değerinde bir anahtara sahip olacaklardır. Bu anahtarı doğru ve gayretli bir şekilde kullananlar keşf-i kadime muktedir olacaklardır. Zaten kadimi keşf eden ve çağının problemlerinin de farkında olan kimselerdir ki vaz-ı cedide güç yetirebilirler. Bu itibarla fıkıh akademisinin nihâî hedefi geleceğin fakihlerinin yetişmesine zemin teşkil edecek adımlar atmaktır.
Fıkıh akademisinin ikincil hedefi de gerek güncel fıkhî meselelere dair gerekse fıkıh usulü ve tarihine ilişkin konuların ele alındığı sempozyum, konferans, çalıştay ve panel gibi ilmî toplantılar tertip etmek, ihtiyacı duyulan eserleri Türkçeye tercüme etmek, Bursalı fakihler, Bursa Şeriyye Sicilleri ve Bursa’daki yazma haldeki fıkıh eserleri üzerine çalışmalar yapılmasını teşvik etmek, bu vesile ile şehrimiz ve ülkemizdeki özelde fıkıh genelde ise İslami ilimler alanındaki çalışmalara bir katkı sunmaktır.