Maruf

Aslî ihtiyaçlar için yapılan birikimden zekat vermek gerekir mi?

Aslî ihtiyaçlar (havâic-i asliyye), kişinin insan şerefine uygun bir şekilde hayatını idame ettirebilmesi için gerekli olan şeyler demektir. Buna göre yiyecek, giyecek, sağlık, ulaşım, eğitim giderleri, mesken, evlenme,  ev eşyası, sanat-mesleğe ait alet ve makineler en temel ihtiyaç kalemlerini oluşturur. Bu ihtiyaçları temin etmek üzere sözlü ya da yazılı bir taahhüde girilmesi halinde, bu amaçla yapılan birikimden zekat vermek gerekmemektedir. Çünkü sözlü ya da yazılı taahhüde girildiğinde bu para, artık temel ihtiyaç için harcanmış demektir. Böyle bir taahhüde bağlanmamış paranın, nisap miktarına ulaşması ve üzerinden bir yıl geçmesi halinde zekatının verilip verilmeyeceği ise islam hukukçularının ihtilaf ettikleri bir konudur. Hanefi mezhebindeki çoğunluğun görüşüne göre sözlü veya yazılı bir taahhüt-satış olmadığı müddetçe bu birikimden zeka vermek gerekir. Din İşleri Yüksek Kurulu’nun da benimsediği görüş budur. Osmanlı döneminin önde gelen fakihlerinden İbn Melek ve İbrahim el-Halebî ise aslî ihtiyaçlar için yapılan birikimin hiçbir surette zekata konu olmayacağı görüşünü savunmuşlardır. İbn Âbidîn çoğunluğun görüşünün azimet yani takvaya uygun olan görüş, diğer görüşün ise ruhsat yani fetvaya uygun olan görüş olduğunu belirtmektedir.

Günümüzün ekonomik şartlarında, mükellef davranışları dikkate alındığında bu iki görüşle mutlak anlamda amel etmenin bazı sakıncalı sonuçlara yol açabildiği görülmektedir. Örneğin azimet/takva ile amel eden kişi, elindeki 200 bin TL ile kendine uygun bir ev alamadığı için  para biriktirmeye devam edecek ve herhangi bir sözleşmeye veya borçlanmaya da girmediği için bu paranın zekatını (yıllık 5000 TL) vermesi gerekecektir. Şayet bu kişinin 350 bin TL’lik bir ev almak istediğini ve yıllık 15 bin TL biriktirme imkanı olduğunu düşünecek olursak, düz hesaplama ile 10 yıl daha beklemesi gerekecektir. Ancak bu paranın zekatını vermesi halinde üstüne koymaya çalıştığı 15 bin TL’nin yarısını hatta zamanla üçte ikisini zekat olarak verecek ve ev almak için 15-20 yıl daha para biriktirmeye devam etmesi gerekecektir. Bu durumda kişinin belki de ömrü ev almaya yetmeyecektir. Hatta bu görüşün esas alınması halinde kendisine uygun bir ev bulup borç para arayışına giren kişinin bile, biriyle sözleşmemiş ise zekat zamanı geldiğinde elindeki paradan hemen zekat vermesi gerekecektir.

Diğer yandan fetva yani ruhsat ile amel edip bu amaçla biriktirdiği paradan zekat vermeyecek olan kişinin de “asli ihtiyacım için biriktiriyorum” diyerek çok pahalı/lüks ev bedellerinin 20-30 yıl boyunca hiç zekatını vermemesi anlamına gelecektir. Bu anlayışı ise bir başka sakıncalı durumu ortaya çıkaracaktır. Aslında her iki durum da, soyut fıkıh ilkeleri ile hareket edilmesinin pratik hayatta öngörülemeyen sonuçlarıdır.  Bu noktada fetva ehline düşen fıkıh sistematiğini, geçmiş fukahanın görüşlerini  dikkate alıp Şâri’ Teâlâ’nın zekat müessesesi ile neyi murad ettiğini anlamaya çalışmak ve günümüzün sosyo-ekonomik gerçekliği üzerinden bu iki görüşün sebep olabileceği olumsuz durumlara engel olmaya çalışmak olmalıdır.

Buna göre, kişinin uzak ihtiyaçlar için biriktirdiği paradan zekat vermesi, acil ve devam eden ihtiyaçlar için biriktirdiği paradan ise zekat vermemesi isabetli bir görüş olabilir. Şöyle ki, kiradan kurtulmak için sıkı bir şekilde tasarruf yapıp para biriktiren kişinin, evlilik için ciddi görüşmeler yapan kişinin veya uygun bir düğün tarihi arayan kişinin birikiminden zekat vermesi gerekmemelidir. Aynı şekilde işyeri açmak için dükkan arayan, uygun bir araba arayışında olan kişinin de zekat vermesi zorunlu olmamalıdır. Ancak ileride belki oğlan oturur diye ev satın almak için biriktirilen paradan, niyeti yok ama bu çocuk elbet evlenecek diyerek biriktirilen paradan, ileride üniversite eğitiminde gerekli olabilir diye kenara konulan paradan, elimde para olsun, uygun bir araba düşerse alırız diyen kişinin birikiminden zekat vermesi gerekli olmalıdır. Zira bunlar yakın ihtiyaç değil belki uzak ihtiyaçlardır.  Bu ayrım belki çok net ve objektif bir ayrım olmayabilir. Ancak diğer ibadetlerde olduğu gibi zekat ibadetinde de asıl olanın kişinin gönüllü ve Allah rızası için bu ibadeti yaptığını kabul etmemizdir. Buna göre gerçek bir mümini vicdanının sesine kulak vererek hareket etmesini istemek en doğru olanıdır. Zira onun elindeki para ile neyi amaçladığını, bu ihtiyacın yakın mı, uzak mı olduğunu veya sürekli mi yoksa arada sırada hissedilen bir ihtiyaç mı olduğunu ondan daha iyi bilecek kimse de yoktur. Öyleyse zekat konusunda kişileri kendi diyanetlerine bırakmak daha isabetli olacaktır. Müfti bu noktada “ihtiyaç acil ve süreklilik arzediyor ise bunun için yapılan birikimden zekat vermek gerekmez. Uzak ve sürekli olmayan ihtiyaçlar için yapılan birikimden ise zekat gereklidir” demekle yetinebilir.  

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Bir Cevap Yazın