Hoş Geldin
Maruf

Alış-verişte ve Borçlanmalarda Vade Farkı Caiz midir?

Alış-verişte ve Borçlanmalarda Vade Farkı Caiz midir?

SORU: Hocam ben demir ticareti ile uğraşıyorum. Bizim gibi İslami hassasiyeti olan bir kısım tüccarın karşılaştıkları bir sorun hakkında, dinimizin koyduğu hükmü öğrenmek için, size başvurma ihtiyacı hissettim. Parasının değeri sürekli düşen bir ülkede yaşadığımız için vadesi geçen alacaklarımızı, kimi zaman sattığımız malı yerine koyamayacak kadar zarar etmemize sebep oluyor. Borçlunun zor durumda olduğunu bildiğimiz zaman müsamaha gösteriyoruz ve hatta kimi zaman borçlarını sildiğimiz müşterilerimiz oluyor. Fakat bazıları kasıtlı olarak borcunu gününde ödemiyor. Böyle bir durumda İslam’ın tüccarı (mağduru) koruyan bir hükmünün mutlaka olacağını düşünüyoruz. Bu konuda aydınlatırsanız memnun oluruz.

CEVAP:
Vâde farkı faiz değildir. Peşin yüze satılan bir malı mesela altı ay vade ile yüz yirmiye sattığınız zaman bu “yirmi” fazlalık faiz değil, vade farkıdır. Vadeli alım-satımda mal satılıp para alındığı için bu meşru olan bir satış akdi olur. Yüze aldığınız malı peşin mesela yüz elliye sattığınızda buradaki fazlalık nasıl faiz değil, kâr ise, aynı malı vadeli yüz yetmişe sattığınızda da bu seksen faiz değil, vâde sebebiyle yapılmış daha fazla kârdır. Burada kullandığım “daha fazla” sözü de çoğu kez reel değil, rakam itibariyledir, genel sonuçta peşin ile vâdelinin kârları eşit gibi olur. Kredide ise para ile para satılmakta ve alınmaktadır, mesela yüz lira alınıp bir süre sonra bankaya yüz yirmi lira ödenmektedir, işte bu örnekteki “para alım satımı”ndaki fazlalık faizdir.
Bir malı vâdeli sattığınızda enflasyonu da hesap ederek vade farkını ona göre koymanız gerekir. Vadesi geldiğinde ödenen borca, bu arada enflasyon daha fazla oldu diye bir ek yapmak caiz olmaz. Alacaklı veya borçlunun aşırı şekilde zarar etmesine sebep olan dalgalanmalar, siyasi veya tabîî olaylar, âfetler olursa, zararı hafifletecek bazı farklı uygulamalara da izin verilmiştir.
Enflasyonun öngörülemediği durumlarda ödemenin, sağlam bir para veya altın ile yapılması şart koşulabilir.
Vâdesiz alacaklar veya vâdeli olup gününde ödenmeyen alacaklar tahsil edilirken borçlu tarafından enflasyon farkı da ödenmelidir; aksi halde borç eksik ödenmiş, alacaklının hakkı yenmiş olur. Peşin fiyat ile yüz liraya bir kilo pirinç aldığınızı düşünelim, siz hemen ödemeniz gerekirken borcunuzu üç ay sonra öderseniz ve bu arada pirinçin alış fiyatı yüz yirmi liraya çıkmış olursa ve siz yine borcunuzu yüz lira olarak öderseniz, satın alma gücü bakımından borcunuzu tam ödememiş olursunuz, bu sebeple fiyat (enflasyon) farkını da ödemeniz gerekir.
Satılan malı deftere kaydederken ödünç niyetiyle kaydetmek ve malı alan ödemeye geldiğinde satım işlemi yapmak ve ödeme günündeki fiyatı uygulamak da caizdir. 
Kötü niyetli kişilerin, İslam’daki faiz yasağını kötüye kullanarak -mesela borcunu vâdesinde ödemeyip uzun süre geciktirmek suretiyle- alacaklıyı (özellikle ticaret erbabını) zarara uğratmalarının yaygınlaştığı zamanlarda şöyle bir işlem daha yapmak mümkündür: Malı, uzun ve kısa vâdelere uygulanacak vâde farkları listesi üzerinden satmak ve fiilen ödeme zamanında, gerçekleşen vâdeye göre fark uygulamak. Bu işlemde faiz değil, başta satım yaparken bedelin belirlenmemiş (mechul) olması kusuru vardır. Fıkıhçılar, zamanı geldiğinde icrayı imkansız kılan ve anlaşmazlıklara yol açan “belirsizlikler” yüzünden akdin fasid olacağını ifade etmişlerdir. Ancak bizim “olabilir” dediğimiz işlemde böyle bir belirsizlik yoktur; fiilen ödeme zamanında ne ödeneceği listede yazılıdır ve bunu taraflar kabul etmişlerdir. Başta fasid (sakat) olan akitler de, fiilen teslim-tesellüm gerçekleştiğinde yeniden sıhhat kazanır ve geçerli olurlar.

Borç vermelerde de benzer bir durum söz konusudur. İslam borç vermeyi (karz-ı hasen) çok önemsemiş ve bir ibadet olarak kabul etmiştir. Borçlunun ödeme tarihi geldiği zaman borcunu ödemesi gerekir. Ancak ödeme imkanı yoksa, alacaklının borçluya ek süre tanıması Kur’an’da da emredilen insani bir davranış olacaktır.  Fakat borçlunun çok uzun süre borcunu ödeyememesi veya bazı durumlarda borçlunun kasıtlı olarak borcunu ödemesi halinde, verilen paranın alım gücü azalacağı için, kuvvetli bir para birimine (altın, döviz vb.) endeksleyerek veya enflasyon farkı dikkate alınarak paranın alım gücündeki eksikliğin de giderilmesi mümkündür. Bu fetva, Ebu Yusuf’un içtihadına dayalı  olup sadece enflasyon bulunan ülkelerde geçerlidir.  Selam ve duam ile.. 25.03.2014 Bursa

Bu yazı, H. Karaman’ın İslam Işığında Günün Meseleleri adlı eserden yararlanılarak hazırlanmıştır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Bir Cevap Yazın