Maruf

AİLEDE ZAMANLA YİTİRİLEN KEMMİYYET VE KEYFİYYETE DAİR

AİLEDE ZAMANLA YİTİRİLEN KEMMİYYET VE KEYFİYYETE DAİR

 

“Nerede o günler ?”  diye özlemle hatırladığımız yıllardı..

Evde her yaştan çocuk sesinin eksik olmadığı, aileye her yeni  gelen bireyin kalabalık bir aile içinde sosyalleşerek  sevgiyi,  paylaşmayı, korumayı, savunmayı  kitaplardan, atölyelerden,  internet sitelerinden  değil, aynı sulpten gelen, aynı kâseden çorba içen kardeşlerinden öğrendiği,  bereket ve  muhabbet dolu senelerdi..

Anne-babalar çocuklarını yetiştirmek için pedagoji kitapları okumaz, özel eğitimler almaz, ancak  bitmeyen  sevgilerini   ve  ebeveyn duygularını  hiç katışıksız sunar;  yeri ve zamanı geldiğinde kaşını çatmayı, yine ölçüsüyle terlik fırlatmayı çok iyi bilirlerdi. Her işlerine besmele ile başlar, duayı dillerinden düşürmezlerdi…

Çocukların ihtiyaçları bugünkü gibi bitmez  tükenmez değildi. Alınca mutlu olur, alamayınca anne babasının başının etini yemezlerdi…

Onların oyunu AVM’lerde paranın gücüne bağlı oyunlar değil, açık havada, aklın ve bedenin gücüne dayanan  sınırsız ve süresiz oyunlardı. Çocuklar bu oyunlarla akşama kadar deşarj olur, evde büyüklerin kafasını şişirecek halleri kalmazdı.

Anneler  sürekli  “daha temiz”in, ya da “daha  lüks”ün peşinde değil,  hallerine  şükrün  edasında  idiler. Evlatlarının sınav puanını değil, hayattan alacakları dersleri dert edinirlerdi. Babaların  onca  iş saatinden  sonra  eve  geldiklerinde  ellerinde  saatlerce  vakit harcayacakları  akıllı telefonları  yoktu.

Sonra ne oldu, nasıl  olduysa  “İyi  çocuk yetiştirelim” derken  çekirdeğin  çekirdeği  aileler  olarak kalıverdik. “Bu zamanda çok  çocuğu  nasıl yetiştireceğiz, keyfiyyetli, nitelikli olsun”,  derken o aynı  çatı altındaki  cıvıl cıvıl çocuk sesleri de, bereket de  uçup  gidiverdi  evlerimizden.  Peki  sayıyı  azaltınca, güya  kendimize  göre  “en fazla iki, hadi olmadı  üç çocuk”  hesabı  yapınca  yetiştirdiğimiz çocuklar çok mu mükemmel oldu dersiniz?

Az olsun, iyi olsun derken Fatihler, İbn Sinalar, Emir Sultanlar mı yetiştirdik?

Ve  o  biricik evladımıza  kardeş  ya da  arkadaş  olmaya  çalışırken biz,  kendimize daha  fazla  mı  vakit  kaldı, daha  mı az  yorulduk?  Aslında tam olarak onun yaşına bir kardeşi, ablası, abisi gibi  inemediğimizden olsa  gerek,  ne tam  olarak  anne-baba olabildik, ne tam  bir  kardeş, ne tam bir  arkadaş…

Sosyal medyada  çocuklarıyla paylaşımları  üzerinden  binlerce  takipçi  kazanan  annelerin  kendilerinin  ve  onları takip  eden  annelerin  görevlerini  tam  olarak  yaptıklarına  dair tatmin  duyguları,  tarlasında  işi-gücü, evinde  kalabalık  aile  büyükleri  arasında  çocuklarını  sınırsız  ama  doyumsuz  olmayan  bir sevgiyle  büyüten bir  Anadolu anasının duygularına yetişebilir mi  dersiniz ?

Oradaki  anaların  kızları büluğ çağına  gelince kafelerde arkadaş gruplarıyla bol köpüklü instagram fotosunu  paylaşmak  yerine, evdeki  kardeşinin karnını  doyurur,  ev-bahçe işlerinde  annesine yardımcı  olurdu.

Yine  o  emekdar  anaların  oğulları  en kuğul   tarzın  peşinde koşmak  yerine  babasıyla  bakkalda  hesap  tutar, pazarda  malını pazarlardı.

Keşke denklem tahmin ettiğimiz gibi sonuçlansaydı..

İyi çocuk  yetiştirelim  derken  iyi olan  birçok  şeyi  de  beraberinde  yapabilseydik.

Fakat  belli  ki  birşeyler  ters  gitti  ve  zamanla  o  bütün  maddi-manevi  ihtiyaçları  için  seferber  olduğumuz,  gözümüzün nuru  evlatlarımız  adeta  bize  efendi  olmaya  başladılar.

Bütün bunları geniş bir perspektiften seyrettiğimizde bizim de  ömür  sermayemiz  tükenmeden,  yolun sarp yokuşunu  farkederek  düz  mantıkla,  fıtrata  uygun  olan  neslin  dua  ve  bereketle  tekrar  neşv-ü  nema  bulması  için  Hz Peygamber(as)’ın tavsiye  buyurduğu  aile  modeline,  anne babanın ve kardeşlerin birbirini  yetiştirdiği, meleklerin  bereket  dualarının  üzerlerinden  eksik  olmadığı  yuvalara  dönmenin  vakti,  zamanı  gelmedi  mi  dersiniz?

Cahil bir toplumu ihya eden  Peygamberimizin, yine  çökmüş bir ümmeti, oğlunun  küçük ellerini kendi elleri  üzerine  koyarak  Kabe’yi   baştan  onarmak suretiyle inşa eden  atası  Hz. İbrahim’in  duasıyla bizlerin de önce aileyi ve dolayısıyla toplumu  ihya ve inşa etmenin vakti geldi de geçiyor değil mi?

Öyleyse buyurunuz, şu en güzel kelâmı dua ve amelle birleştirerek gönlümüze sertâc edelim ve hep birlikte , dibe vuran insanlığı elinden tutarak asr-ı saadetin iklimine taşıyalım, ne dersiniz? ..

‎رَبَّنَا هَبْ لَنَا مِنْ أَزْوَاجِنَا وَذُرِّيَّاتِنَا قُرَّةَ أَعْيُنٍ وَاجْعَلْنَا لِلْمُتَّقِينَ إِمَامًا

(Rabbimiz  eşlerimizi, zürriyyetimizi  bize  gözaydınlığı kıl ve bizi takva  sahiplerine  önder  eyle..) Furkan 74

Amin..

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Semra dedi ki:

    Ve pençere kenarlarında bizi ziyaret edecek çocuklarımızı bekler olduk, ama unuttuğumuz bir şey vardı onlar artık dünyanın telaşına kapılıp bizleri çoktan unutmuşlardı.. Eskiden böylemiydi.. Büyüklerimiz huzur kaynağımız, dert ortağımız, yol göstericimiz, bizleri dünyevi ve uhrevi mutluluğa hazırlayan, saygı ve sevgiyi hak eden başımızın tacı, gönüllerimize taht olan yüce insanlardı.. Selam ve dua ile..

BİR YORUM YAZ

Bir Cevap Yazın