Maruf

AİLEDE KAYBETTİĞİMİZ KEMMİYYET VE KEYFİYYETE DAİR

Rumeysa Kumaş

Rumeysa Kumaş

 

“Nerede o günler ?” diye özlemle hatırladığımız yıllardı..

Evde her yaştan çocuk sesinin eksik olmadığı, aileye her yeni  gelen bireyin kalabalık bir aile içinde sosyalleşerek,  sevgiyi,  paylaşmayı, korumayı, savunmayı  kitaplardan, atölyelerden,  internet sitelerinden  değil , aynı sulpten gelen ve aynı kaseden çorba içtiği kardeşlerinden öğrendiği  bereketli ve  velud seneler..

Anne babalar bu çocuklarını yetiştirmek için pedagoji kitapları okumaz, özel eğitimler almaz ancak  bitmeyen  sevgilerini   ve  anacan, babacan duygularını  hiç katışıksız sunar;  yeri ve zamanı geldiğinde kaşını çatmayı, yine ölçüsüyle terlik fırlatmayı çok iyi bilirlerdi. Her işlerine besmele ile başlar, duayı dillerinden düşürmezlerdi.

Çocukların ihtiyaçları bugünkü gibi bitmez  tükenmez değildi. Alınca mutlu olur, alamayınca anne babasının başının etini yemezlerdi.

Onların oyunu Avmlerde paranın gücüne bağlı oyunlar yerine , açık havada ,aklın ve bedenin gücüne dayanan  sınırsız ve süresiz oyunlardı. Bu oyunlar akşama kadar bütün enerjilerini alır, evde büyüklerin kafasını  şişirmek için bu çocuklarda mecal bırakmazdı.

Anneler  sürekli  “daha temiz”in , yada “daha  lüks”ün peşinde değil ,  hallerine  şükrün  edasında  idiler. Evlatlarının sınav puanını değil hayattan alacakları dersleri dert edinirlerdi. Babaların  onca  iş saatinden  sonra  eve  geldiklerinde  ellerinde  saatlerce  vakit harcayacakları  akıllı telefonları  yoktu.

Sonra ne oldu, nasıl  olduysa  “İyi  çocuk yetiştirelim” derken  çekirdeğin  çekirdeği  aileler  olarak kalıverdik. “ Bu zamanda çok  çocuğu  nasıl yetiştireceğiz,  keyfiyyeti  iyi olsun” ,  derken  bereket de , o aynı  çatı altındaki  cıvıl cıvıl çocuk sesleri  de  uçup  gidiverdi  evlerimizden.  Peki  sayıyı  azaltınca , güya  kendimize  göre  “en fazla iki, hadi olmadı  üç çocuk”  hesabı  yapınca  yetiştirdiğimiz çocuklar çok mu mükemmel oldu dersiniz ?

Az olsun, iyi olsun derken Fatihler , İbn Sinalar, Emir Sultanlar mı yetiştirdik ?

Ve  o  biricik evladımıza  kardeş  yada  arkadaş  olmaya  çalışırken biz,  kendimize daha  fazla  mı  vakit  kaldı, daha  mı az  yorulduk?  Aslında  tam  olarak onun  yaşına  bir kardeşi, ablası , abisi gibi  inemediğimizden  olsa  gerek  ne tam  olarak  anne-baba olabildik, ne tam  bir  kardeş, ne  tam bir  arkadaş.

Sosyal medyada  çocuklarıyla paylaşımları  üzerinden  binlerce  takipçi  kazanan  annelerin  kendilerinin  ve  onları takip  eden  annelerin  görevlerini  tam  olarak  yaptıklarına  dair tatmin  duyguları,  tarlasında  işi, gücü,  evinde  kalabalık  aile  büyükleri  arasında  çocuklarını  sınırsız  ama  doyumsuz  olmayan  bir sevgiyle  büyüten bir  Anadolu anasının duygularına yetişebilir mi  dersiniz ?

Oradaki  anaların  kızları büluğ çağına  gelince Cafelerde arkadaş gruplarıyla bol köpüklü  instagram  fotosunu  paylaşmak  yerine, evdeki  kardeşinin karnını  doyurur,  ev, bahçe işlerinde  annesine yardımcı  olurdu.

Yine  o  emekdar  anaların  oğulları  en kuğul   tarzın  peşinde koşmak  yerine  babasıyla  bakkalda  hesap  tutar, pazarda  malını pazarlardı.

Keşke denklem tahmin ettiğimiz gibi sonuçlansaydı..

İyi çocuk  yetiştirelim  derken  iyi olan  birçok  şeyi  de  beraberinde  yapabilseydik.

Fakat  belli  ki  birşeyler  ters  gitti  ve  zamanla  o  bütün  maddi manevi  ihtiyaçları  için  seferber  olduğumuz  gözümüzün nuru  evlatlarımız  adeta  bize  efendi  olmaya  başladılar.

Bütün bunları geniş bir perspektiften seyrettiğimizde bizim de  ömür  sermayemiz  tükenmeden  ,  yolun sarp yokuşunu  farkederek  düz  mantıkla,  fıtrata  uygun  olan  neslin  dua  ve  bereketle  tekrar  neşv-ü  nema  bulması  için  Hz Peygamber(as) ‘ın tavsiye  buyurduğu  aile  modeline,  anne babanın ve kardeşlerin birbirini  yetiştirdiği, meleklerin  bereket  dualarının  üzerlerinden  eksik  olmadığı  yuvalara  dönmenin  vakti  zamanı  gelmedi  mi  dersiniz  ?

Cahil bir toplumu ihya eden  Peygamberimizin  , yine  çökmüş bir ümmeti  , oğlunun  küçük ellerini kendi elleri  üzerine  koyarak  Kabe’yi   baştan  onarmak suretiyle inşa eden  atası  Hz. İbrahim’in  duasıyla bizlerin de önce aileyi ve dolayısıyla toplumu  ihya ve inşa etmenin vakti geldi de geçiyor değil mi ?

Öyleyse buyurunuz , şu en güzel kelâmı dua ve amelle birleştirerek gönlümüze sertâc edelim ve hep birlikte , dibe vuran insanlığı elinden tutarak asr-ı saadetin iklimine taşıyalım , ne dersiniz ? ..

‎رَبَّنَا هَبْ لَنَا مِنْ أَزْوَاجِنَا وَذُرِّيَّاتِنَا قُرَّةَ أَعْيُنٍ وَاجْعَلْنَا لِلْمُتَّقِينَ إِمَامًا

(Rabbimiz  eşlerimizi, zürriyyetimizi  bize  gözaydınlığı kıl ve bizi takva  sahiplerine  önder  eyle..) Furkan 74

Amin..

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Bir Cevap Yazın