Maruf

MÜSLÜMANLARIN BİRLİĞİ ÜZERİNE-4 (Yemen’de Açlık var, Yemen’de Gazap…)

Bu sabah radyoda Yemen’de 7 milyon insanın açlıkla karşı karşıya olduğu şeklinde bir haber duyunca irkildim. Nasıl olur da, Yemen-i Hadra yani Yeşil Yemen’de, her karışından bereket fışkıran, tarıma, hayvancılığa çok elverişli, petrol-doğal zengini ve ticaret yolları üzerindeki bir ülkede nüfusun yaklaşık üçte biri açlıkla karşı karşıya olur. Kafamı meşgul etti durdu bu haber, gün boyunca. Derse girince Yemenli öğrencileri aradı gözlerim. Baktım, kıvırcık saçlı, esmer yüzlü ve çoğunlukla mütebessim çehreli Hişam, ön sıralarda oturuyor. Mazlum, sahipsiz ve paramparça olmuş bir coğrafyanın garip ve çaresiz bir avladı, karşımda oturuyordu. Söyleyecek çok şeyim vardı ama acı acı bakarak sadece yutkundum…

Dersimizin konusu “adam öldürme suçu ve Kur’an’da öngörülen cezalar.”

Okuyacağımız ilk ayet Nisâ sûresinin 92. ayeti. Ayet çok çarpıcı giriyordu meseleye: ” وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ أَن يَقْتُلَ مُؤْمِنًا إِلاَّ خَطَئًا  “Bir müslümanın bir başka müslümanı öldürmesi hiç olacak şey mi? Bu ancak yanlışlıkla olabilir…”

Meseleyi aslında bitiriyordu ayetin ilk kısmı. Yani bir insan hem müslüman olacak, hem de bir müslümanı öldürecek, öyle mi? Bu asla olacak şey değil!! Allah’a iman eden, O’na hesap vereceğini bilen birisi  HİÇBİR gerekçeyle bir müslümanı öldüremez, deyip noktayı koyuyordu ayet. Ancak gel gör ki, durum ne tarihte ne de günümüzde böyle olmamıştı/olmuyordu.. Sanki bu hakikati ortaya koyarcasına bir sonraki ayet (Nisa 93); وَمَن يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُّتَعَمِّدًا فَجَزَآؤُهُ جَهَنَّمُ خَالِدًا فِيهَا وَغَضِبَ اللّهُ عَلَيْهِ وَلَعَنَهُ وَأَعَدَّ لَهُ عَذَابًا عَظِيمًا “Kim bilerek bir müslümanı öldürürse onun cezası ebedi kalacağı cehennemdir ve Allah’ın gazabı ve lanet onun üzerinedir. Allah onun için de büyük bir azap hazırlamıştır.” diyerek basit ve süfli emeller peşine koşan müslümanların bu suçu işleyeceklerini ihsas ediyordu.

Bir sonraki ayette ise (Nisa 94) müslümanlar arasındaki haksızlıkların, savaşların, katliyamların ve cinayetlerin genelde dünyevi menfaatler ve çıkarlar için yapıldığını ve bunu yaparken de ulvî değerleri, dini söylemlerin/sloganların arkasına saklanılarak, İslam’ın asla müsaade etmediği bu büyük suçu-günahı meşrulaştırmaya çalışılacağını ifade ediliyordu sanki:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِذَا ضَرَبْتُمْ فِي سَبِيلِ اللّهِ فَتَبَيَّنُواْ وَلاَ تَقُولُواْ لِمَنْ أَلْقَى إِلَيْكُمُ السَّلاَمَ لَسْتَ مُؤْمِنًا تَبْتَغُونَ عَرَضَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا فَعِندَ اللّهِ مَغَانِمُ كَثِيرَةٌكَذَلِكَ كُنتُم مِّن قَبْلُ فَمَنَّ اللّهُ عَلَيْكُمْ فَتَبَيَّنُواْ إِنَّ اللّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا  “Ey îman edenler! Allah yolunda sefere çıktığınız zaman iyice araştırın ve size İslâm selâmı veren kimseye, dünya hayatının geçici metaına göz dikerek, sen mü’min değilsin de(yip de onlarınların mallarını, imkanlarını, iktidarlarını ellerinden almak için olnarı öldür)meyin. (Dünya malını istiyorsanı bilin ki) Allah katında daha çok ganimetler (nimetler) vardır. (Onlarda gördüğünüz bir kusurdan ve islam’a aykırı şeylerden dolayı onları öldürmeyin zira) daha önce siz de öyle idiniz, Allah kerem buyurdu da sizleri îman ile tanıttı onun için iyi anlayın dinleyin, muhakkak ki Allah ne yaparsanız yapın, en ince ayrıntısına kadar bilir.”

94. ayet çok açık bir şekilde müslümanların hiçbir gerekçeyle birbirlerinin kanına  girmemelerini, mezhep-meşrep farklılığını, siyaset- metod çeşitliliğini gerekçe gösterip birbirilerine zarar vermemelerini emretmekteydi. Hatta en basit müslümanlık alameti olan “Selâmun Aleyküm”  diyen bir kimseyi bile kafir görüp onun malına, canına kastetmemek gerektiğini tüm inananlara ilan ediyordu. Aksini yaparsanız, Allah’ın gazabı, laneti sizin üzerinize olur. Yani dünyada size verdiği nimetlerden mahrum kalırsınız, bolluk içinde yokluk çekersiniz, kafirlerin oyuncağı, piyonu olursunuz. Art niyetlilerin maşası olur hem dünyanızı hem de ahiretinizi bedbaht edersiniz, denilmek isteniyor.

Dersten çıkınca Yemenli Hişam’a; “Nedir Yemen’de olup biten” diye sordum. Verdiği cevap şöyledi:

– Hocam Yemen şuan fiili olarak Güney Yemen  ve Kuzey Yemen şeklinde ikiye bölünmüş durumda. Bir tarafta sünniler, diğer tarafta şiî olarak ifade edilen Hûsîler var. Aslında bunlar İranlılar gibi şiî değil. Bunlar Zeydiyye mezhebine mensup ve İmamiyye şiası tarafından hiçbir zaman sevilmemiş. Ancak İran buraya girdi ve buradaki Zeydileri kendi saflarına çekerek sünni müslümanlara düşman etti. İran’ın amacı din değil hocam. Mesele siyasi çıkar ve iktidar. Batılıların da derdi petrol ve doğal gaz. Ama cahil halk din adına savaşıyor. Din adına savaşanlar şimdi açlık ve sefalet içinde; iktidar ve petrol için savaşanlar ise bildiğiniz gibi çok gücüne güç katmış durumda”

– Hişam, kanaatimce bu durum sadece Yemen için geçerli değil. Günümüz İslam dünyasında hemen hemen her yerinde cahil halk dinî söylemlerle tatmin edilirken onları kullananlar maalesef dünyevi hesaplar peşinde. Burada bir müslüman olarak bize düşen, ayrıştırıcı bir dil kullanmadan, tek bir İslam selamı bile veriyor olan birini din dışı görmeden, onu ötekileştirmeden ve müslümanların vahdetine engel olacak söylemlerden uzak durmak ve bu söylemleri benimseyen insanlarla,  hoca efendilerle, liderlerle, kanaat önderleriyle ve oluşumlarla mücadele etmek. Bin tane bile hatası olsa, İslam’a ait bir hasleti olan hiçkimseyle karşı karşıya gelmemek ve mücadele etmemek. Zaman yargılama, mahkum etme ve ayrıştıma zamanı değil; affetme, bağışlama ve bütünleştirme zamanıdır. Aksi halde Müslüman aleminin iki yakası bir araya gelmeyecek, yüzü gülmeyecek, Allah’ın gazabı ve laneti üzerimizden asla kalkmayacaktır. Kardeşlikten, birlikten ve vahdetten başka da çıkar yolumuz yoktur…

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Suat kurt Suat kurt dedi ki:

    Iran Şii Cumhuriyeti her zaman, her yerde, tarihte ve günümüzde hep islam birliğine bariyer olmuş ket vurmuştur.Çok acı bir tablo ama maalesef durum bu.

BİR YORUM YAZ

Bir Cevap Yazın