Maruf

21.Yüzyıl Dünyasında İktisadî Düzen ve Arayış

Zeki Gürdeğir

Zeki Gürdeğir

1971 Erzurum doğumlu.Imam-Hatip lisesi mezunu,Uludağ Üniversitesi I.I.B.F mezunu.Bursa da ikamet eder yıllarca toptan ve perakende gıda sektöründe çalıştı.Evli ve 5 çocuk babası.

        Yaklaşık olarak son iki yüz yılda dünyanın ekonomik ve siyasal yapısında çok ciddi eksen kayması olmuştur.20.yüzyıla girerken batıda başlayan sanayi devrimi, ekonomik bir güç haline gelmiş ve ardından siyasal bir güce dönüşmüştür.Sanayi devrimiyle makineleşen batı, kolayca ürettiği malları satmak, ihtiyaç duyduğu enerjiyi ve ham maddeyi temin etmek için gözünü doğuya dikmiş ve öteden beri içinde var olan hırs ile sömürge arayışına girmiştir.Sonuç olarak batı bloğu,ekonomik yönden güçlenmiş ve güçlü devletler haline gelmiş, uluslararası düzeyde büyük şirketler ve büyük markalar doğmuştur.Osmanlı İmparatorluğu maalesef bu gelişmeler karşısında gereken reaksiyonu gösterememiş; basiretsiz devlet idarecileri (birkaç istisna hariç),yapılan savaşlar,içten ve dıştan gelen saldırılar neticesinde yeniden güçlü olmanın ancak batıyı taklit etmek olduğu görüşü kabul edilir olmuştur.
Günümüzde “yeni dünya düzeni”nde uluslararası ilişkileri ve dünya ekonomisini devletlerden çok daha fazla etkileyen yeni güçler ve aktörler çıkmıştır.Bunlar: Çokuluslu şirketler,medya kartelleri,sivil toplum kuruluşları,hükümet dışı örgütler ve servetleri bazı devletlerden büyük kişiler.
Forbes’in “2015 küresel 2000” araştırmasına göre 60 farklı ülkeden dünyanın en büyük 2000 şirketinin toplam geliri 39 trilyon dolar,net kârı ise 3 trilyon dolar.Bu şirketlerin toplam varlıkları ise 162 trilyon dolar.Kişi bazında dünyanın en zengin 50 kişisinin serveti 1,46 trilyon dolar.
Birleşmiş Milletler verilerine göre dünya nüfusunun (7,5 milyar) yarısı günde 2,5 doların (yani 10 TL’nin) altında bir gelirle yaşamaya çalışmaktadır.Yani 3,5 milyar insanın yıllık toplam geliri,dünyanın en zengin adamının servetinin beşte biri kadardır.795 milyon insan kronik açlık çekmektedir.Zengin ile fakir arasındaki uçurum gün geçtikçe artmaktadır.Halbuki fakirliğin ortadan kalkması için gereken kaynak istatistiki olarak dünya üretiminin yüzde biri kadardır.Yine istatistiki bir bilgi:Fakirlerin temel sosyal imkanlara kavuşabilmesi için gereken kaynak 100 milyar dolar ki bu rakam dünyanın en zengin iki insanın gelirinden daha azdır.En fakir 20 ülkenin borçlarının tamamı 5,5 milyar dolardır ki bu rakam batıda sadece bir eğlence merkezinin inşa etme maliyeti kadardır.
Temeli metaryalizme dayanan bütün ekonomik modeller insanlık âlemine huzur getirememiştir.İnsanı hayatın merkezine almayan bu modeller içi boş bir balon gibi şişirilmiş ve 2000’li yıllarda küresel finans kriziyle patlamıştır.Batı hala bu küresel finans krizine köklü ve kalıcı bir çözüm getirememiştir.Sözkonusu ekonomik modeller kendilerini:”sınırsız ihtiyaçların giderilmesi için kıt kaynakların etkin kullanılması”olarak tanımlar.Halbuki insan ihtiyacı sınırsız değil,Allah’ın yarattığı dünyadaki kaynaklarda kıt değil yani dengeyi sağlayacak bir anlayış,bir model tüm insanlara yetecek kadar bir kaynağın olduğunu idrak eder.
Batı bloğunun yürüttüğü “Yeni dünya düzeni” operasyonları içte küresel finans krizinden, dıştan da savaş, kan,fuhuş, gözyaşı ve katliamlardan dolayı dağılma sürecine hızla girmiştir.Yeni bir anlayışın ve âdil bir düzenin olması tüm dünya insanlığı için zaruridir.
İslâm tüm insanlık için bir kurtuluş reçetesidir.Çünkü İslam tüm insanlığa gönderilmiş ilâhî bir nizamdır.Kulların hem dünyevî hem de uhrevi hayatını tanzim etmiştir.İslâm, insanların iktisadi,içtimai,ferdi ve siyasal hayatını tanzim etmiş mükemmel bir modeldir.İslamın ekonomik modelinde toplum ve fert birbirinden ayrılmaz bir bütünün parçalarıdır.Esası âdil bir paylaşım, kaliteli üretim,ehliyetli ve vasıflı işgücü,yoksulun hakkını,hayvanların ve bitkilerin hukukunu koruyup kollayan ve önemseyen,hırs ve tamahı frenleyen,asla zulmetmeyen,aldatmayan,âdil gelir dağılımını ve istikrarlı bir anlayışı esas alır.Günümüz dünyası bu değerlere açtır ve muhtaçtır.
Aziz milletimizin ruh kökünde varolan zulme ve emperyal hiçbir güce boyun eğmeme potansiyeli mücadele azmimizi güçlendirecektir.İslam dünyasının yeraltı ve yerüstü zenginlikleri,genç ve dinamik insan gücü, bilgi ,hikmet ve tecrübe birikimiyle mazlumlara umut olacaktır.Ancak bölgemizde topyekûn bir barış ve birlik oluşmadıkça hiçbir ülke tek başına huzur ve istikrar içinde yaşayamayacaktır.İşte tam bu noktada ülkemize ve devlet ricalimize büyük görevler düşmektedir.Âdil temeller üzerine yeni bir dünya inşa etmek,inancımızdan ve tarihi misyonumuzdan alacağımız güçle mümkün olacaktır.Yeniden büyük bir devlet ve millet olmanın en önemli şartı insanlığa huzur,saadet ve barış getirecek bir birlikteliği tesis etmek için İslam Birliği’ni Türkiye’mizin riyasetinde kurmaktır.Dosta güven,zalimlere korku salmanın yegâne yolu budur.İnşallah o günler yakındır ve bizler o günün beklentisi ve duasıyla heyecanlanıyoruz.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Bir Cevap Yazın